amatör çizer

BEN FİLİSTİNLİ ÇOCUK..

leave a comment »

 

ben filistinli çocuk;
yoksul aç, bir dilim ekmeğe, bir yurdum suya muhtaç.
ben filistinli çocuk;
açsa güzel çiçekler, görmez gözüm
bana silah uzanır, gül ve çiçek yerine…
burda gül değil, gülleler vardır.
ben filistinli çocuk;
unuttum oynamayı, unuttum oyuncakları
bir tek oyun var bldiğim; sapanla savaşmak…
silahtan başka, oyuncak da görmedim zaten..
ben filistinli çocuk;
doğduğumda kendimi savaşın içinde buldum.
gözümden yaş değil, kan gelir…
ben dövüşürüm, zulmün tankına karşı.
oyun nedir? tatmadım ben,
benim oyunum savaşmak,
hem oyunda vurulursam;
ebe olunur.
ben oynarken, şehit olurum…
ben filistinli çocuk;
ne zaman duyulacak feryadım?
ne zaman duyulacak ahım.
ne zaman…
ne zaman yok artık, düşünecek vakit de…
sen okula başladığında, ben savaşta olacağım.
kitap, defter görmedim. kuş nedir? çiçek nedir? ninni nedir? sevgi nedir? bilmeden…
ben filistinli çocuk;
söyleyin, söyleyin!
nedir benim gunahım?
ne zaman duyulacak ahım.
ne zaman…
vatanında garip esir,
gülmeyi unutmuş…
gözlerinden boncuk boncuk,
yaş değil kan gelen,
çocuklar da olduğunu bilmenizi isterim.
ey yeryüzü çocukları…
insanlık ölmesin diyenler…
kardeşsek eğer;
gelin de…
beraber gülelim,
beraber oynayalım,
beraber yaşayalım…

Written by guncelolay

Kasım 3, 2009 at 7:36 am

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

HÜMEZE SURESİ

leave a comment »

1, 2. Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!    <!– –>
 
3. O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.    <!– –>
 
4. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme’ye atılacaktır.    <!– –>
 
5. Hutame’nin ne olduğunu sen ne bileceksin?    <!– –>
 
6, 7. O, Allah’ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir.    <!– –>
 
8, 9. Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları halde) ateş onların üzerine kapatılacaktır.

Written by guncelolay

Kasım 3, 2009 at 7:22 am

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

GRUP NASİHAT

leave a comment »

islami rap yapan gruplardan biri.. dinlemenizi tavsiye ederim.. şarkıları mp3 olarak indirmek için tıklayın..

Written by guncelolay

Temmuz 16, 2009 at 7:12 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Hz. Muhammedin eğitim ve öğretime verdiği önem nedir?

leave a comment »

Değerli Kardeşimiz;

Allah’a iman eden bir toplum oluşturmayı amaçlayan Hz. Peygamber ilme, eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir. Onun faaliyetlerinde ve sözlerinde bilgi, öğrenme, öğretme, öğrenci ve öğretmene verilen değer çok fazla yer tutar. Hadis literatüründe eğitim ve öğretime teşvik eden yüzlerce ve buna karşılık bilgisizliği yeren çok sayıda hadis mevcuttur.

Bu hususta kendisine indirilen ilk vahiy de “Oku” emridir. Dolayısıyla okumak ona ve ümmetine Allah Teâlâ’nın ilk emridir. Bunun yanında Kur’an-ı Kerim’de bilime teşvik eden ve âlimi öven âyet-i kerimeler mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ilâhî tebliğ görevinin eğitim-öğretimden ibaret olduğu bildirilir. Bu mealde şöyle buyrulur: “Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah mü’minlere büyük bir lütufda bulunmuştur”.1 Hz. Peygamber de bir hadisinde kendi görevinin mahiyetini şöyle açıklamıştır: “Allah beni bir muallim olarak göndermiş bulunuyor”.2 Dolayısıyla gönderildiği toplumu eğitim ve öğretime tâbi tutmak onun peygamberlik görevleri arasında bulunmaktadır. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in teşviki, Müslümanlar arasında yazıya, ilme rağbeti ve öğrenme arzusunu artırmıştır. Onun döneminde insanlar birşeyler öğrenmek için kendisinin ve diğer öğretmenlerin yanına gelmeye başlamışlardır.

Bu ilkeler çerçevesinde Hz. Peygamber’in eğitim-öğretimle ilgili faaliyetlerine temas etmek yerinde olacaktır. O, daha Mekke döneminde, kendisine vahyedilen ayetlerin yazılmasına ve bu suretle korunmasına önem vermiştir. Ayetlerin çoğaltılarak dağıtılmasını teşvik etmiştir. Mekke döneminin ilk yıllarında Dârü’l-Erkam’ı bir eğitim-öğretim merkezi olarak kullanmıştır. Burada, Kur’an âyetleri okunuyor, yazılıyor, dinî bilgiler öğreniliyor ve bu bilgilerin pratik uygulaması yapılıyordu. İslâm’ı öğrenmek isteyenler de buraya geliyorlardı. Hz. Peygamber, hicretten iki yıl önce Mekke’ye gelip Akabe mevkiinde Müslüman olan Medinelilerin eğitimi ile de ilgilenmiş; onların isteği üzerine Kur’an’ı ve İslâm’ın prensiplerini öğretmek için Medine’ye öğretmen göndermiştir.

Hicretten sonra Medine’de Hz. Peygamber’in ilk ve önemli faaliyetlerinden birisi, bir ibadet mahalli olmasının yanında, aynı zamanda eğitim-öğretim merkezi olan, Mescid-i Nebevî’yi inşâ etmek olmuştur. Mescid’in bitişiğinde “Suffe” denilen mekanda kalan bazı sahâbîler, Kur’an ve yazı öğrenmekle meşgul oluyorlardı. İslâm’ın temel esaslarını öğrenmek üzere Medine’ye çeşitli bölgelerden gelenlerin bir kısmı da burada kalıyordu. Suffe’deki öğrenci sayısının kimi zaman dört yüze ulaştığı oluyordu. Hz. Peygamber burada bizzat ders verdiği gibi, Kur’an ve yazı öğretmek üzere muallimler de tayin ediyordu. Ubâde b. Sâmit adlı sahâbî, burada yazı ve Kur’an öğretenlerden biridir.3 Hatta sadece Müslüman muallimler değil, müşrik muallimler de yazı öğretiyordu. Nitekim Bedir savaşında Müslümanların eline esir düşen müşrik askerlerden okur-yazar olup da kurtuluş fidyesi verecek parası bulunmayanlar, on Müslüman çocuğuna yazı öğretmek suretiyle serbest bırakılmışlardır. Zeyd b. Sâbit bu şekilde Arapça okuma yazma öğrenmiştir. Şüphesiz bu uygulama, o dönemin şartları dikkate alındığında muazzam bir gelişmedir. Ahmed b. Hanbel’in naklettiği bir rivayet, müşrik esirlerin yazı öğretmesiyle ilgili uygulama hakkında bilgi ve ipucu verici mahiyettedir. Buna göre bir gün öğrencilerden birisi ağlayarak babasının yanına gelir. Babası niçin ağladığını sorar. Çocuk, öğretmeninin dövdüğünü söyler. Babası “Kötü adam! Bedir’in intikamını alıyor…”4 der. Biraz sonra temas edeceğimiz üzere, Hz. Peygamber’in eğitiminde şiddete yer yoktur. Fakat müşrik öğretmenin bu davranışından, eski gelenekte dayağın bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak yukarıdaki olaydan Hz. Peygamber’in haberinin olup olmadığına, haberdar olduysa ne gibi bir tavır takındığına dair bilgiye rastlayamadık.

Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’ye ilim öğrenmek için gelenleri, Allah yolunda mücâhede edenlerle bir tutmuştur.5 Kısa süre sonra Mescid-i Nebevî ve Suffe ihtiyacı karşılayamaz duruma gelince Medine’de yeni eğitim mekanları faaliyete geçirilmiştir. Kaynaklar, onun sağlığında Mescid-i Nebevî’nin dışında Medine’de dokuz mescid daha bulunduğunu nakletmektedirler. Bu mescidlerde Hz. Peygamber sohbet yaptığı, namaz kılındığı gibi eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü de muhakkaktır.

Peygamberimiz eğitim-öğretim faaliyetlerini sabit mekanların dışında da sürdürmüştür. Gerektiğinde bu tür faaliyet için yer ve zaman tanımamıştır. Buna örnek olmak üzere onun başından geçen bir olayı burada anlatmak istiyoruz. Bir yolculuk esnasında Hz. Peygamber, deve üzerinde karşıdan gelen bir adamın kendisiyle görüşmek istediğini tahmin eder. Selamlaşmadan sonra nereden gelip nereye gittiğini sorar. Adam Resûlüllah’la görüşmek istediğini söyler. Hz. Peygamber kendisini tanıtır. Bunun üzerine adam ona “İman nedir? Bana öğret” der. Peygamberimiz de “Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın elçisi olduğuna şehadet edersin, namazı kılarsın, zekatı verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’ı haccedersin” der. Adam da bunları kabul ettiğini söyler. Bu arada beklenmedik bir gelişme olur. Adamın devesinin ayağı bir fare tuzağına girer ve yıkılır. Adam da düşerek ölür. Peygamberimiz onun yıkanıp kefenlenmesi ve defniyle ilgilenir.6

Hz. Peygamber ilim öğrenmede kadın-erkek ayırımı gözetmemiş, erkeklerin yanısıra kadınların eğitimiyle de ilgilenmiştir. Onlara özel gün ayırarak konuşma yapmıştır. Onun zamanında kadın öğretmenler de vardı. Nitekim Şifâ (Ümmü Süleyman b. Hayseme), Hz. Peygamber’in hanımlarından Hz. Hafsa’ya yazı öğretmiştir. Hz. Peygamber’in hanımları kızların eğitim ve öğretimi ile ilgilenirlerdi. Onlar, evlerine gelen genç kızlara bildiklerini anlatırlardı. Bu kızlar da öğrendikleri bilgileri başkalarına aktarırlardı. Hz. Aişe ve Ümmü Seleme başta olmak üzere Hz. Peygamber’in hanımlarının ve daha başka kadınların eğitim ve öğretime büyük katkıları olmuştur. Hz. Âişe, öğrenme konusunda utanmayan ensar kadınlarını övmüştür.7 Bu noktadan hareketle, kadınların öğrenmeye büyük ilgi gösterdiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Sahâbîler de kendi kız çocuklarının eğitimiyle ilgilenmişlerdir. Sözgelimi Sa’d b. Ebû Vakkas, kızına yazı öğretmiştir. Hz. Peygamber’in eğitim konusunda hür-köle ayırımı gözetmediği de bilinmektedir. Hadis kaynaklarında onun şu sözü çok geçmektedir: “Kim bir câriyeyi güzel bir şekilde eğitir, terbiye eder, sonra da azat eder ve evlendirirse onun için iki mükâfat vardır”.8

Hz. Peygamber eğitimde kolaylaştırıcı metotlar takip etmeyi, sabrı ve tahammülü teşvik ve tavsiye etmiş; öfkeye ve şiddete yer verilmemesini istemiştir. Nitekim bir sözünde “Öğretin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın, öfkelendiğiniz zaman susun!” demiş ve “Öfkelendiğiniz zaman susun!” sözünü üç defa tekrar etmiştir.9 Bir eğitici olarak onun hakkında sahâbede oluşan imaj son derece olumludur. Muaviye b. Hakem es-Sülemi adlı sahâbî, bu hususta şunları söylemiştir: “Ben Resûlüllah’tan daha güzel eğitim veren bir öğretmen görmedim. Beni ne azarladı, ne dövdü ve ne de hakaret etti”.10

Hz. Peygamber’in faaliyetlerinde yazının önemli yeri vardır. O, Kur’an-ı Kerim ayetlerini yazdırmıştır. Medine vesikasını da yazılı olarak düzenlemiştir. İlk nüfus sayımını yazılı olarak yaptırmıştır. Bütün antlaşmaları yazılı belgelere dayandırmıştır. Devlet gelirlerini, gelirlerin tahminini, takdirini ve tahsilâtını yazıyla tespit ettirmiştir. Sefere çıkarken ordusunu bir meydanda toplayıp isimlerini yazdırır ve ordu mevcudunu kayıtlı hale getirirdi.

Hz. Peygamber, ailelerin gençleri ok atmak, yüzmek, hesap, tıp, neseb ve Kur’an okumak gibi hem maddî ve hem manevî alanlarda eğitmelerini tavsiye ve emir buyurmuştur. Onun döneminde çocuk, genç, yaşlı, her yaştan insanlar eğitim almıştır. Müslümanlığı kabul eden bölgelere öğretmenler tayin etmiştir. Bu itibarla Medineliler arasında yazı yazmayı bilenler çoğaldığı gibi, Hz. Peygamber’in sağlığında ve vefatından sonra Müslümanların fethettikleri yerlerde yazı hızla yayılmaya başlamıştır.

Sahâbe arasında Farsça, Rumca, Kıptîce, Habeşçe, İbrânîce ve Süryânîce bilenler vardı. Hz. Peygamber bir gün Zeyd b. Sâbit’e: “Sen Süryânîce biliyor musun? Bana mektuplar geliyor?” demiştir. Zeyd b. Sâbit’in “Bilmiyorum” demesi üzerine Hz. Peygamber “Onu öğren” demiştir. Bunun üzerine Zeyd İbrânîce ve Süryânîce öğrenmiştir.11

İdareci ve memurların yetişmesi için ayrı okullar mevcut değildi. Ancak halkın eğitildiği mekanlarda Kur’an öğrenimi mecbûrî olduğundan, buralarda eğitim görenler, her çeşit idârî görevlerde istihdam ediliyorladı.

Hz. Peygamber bilginin yaygınlaşmasını teşvik etmiş; insanlardan bildiklerini başkalarına aktarmalarını istemiştir.12 Taşradan Medine’ye gelip burada bir müddet kalan ve İslâm’ı öğrenen heyetlere, bölgelerine dönüp, öğrendiklerini oradaki insanlara öğretmelerini istemiştir.13 Abdülkays heyetine imanı ve ilmi muhafaza etmelerini tembih etmiştir.14 Bu, Hz. Peygamber’in ilim ile iman arasındaki bağıntıya dikkat çekmesi bakımından önem taşımaktadır.

Hz. Peygamber yoğun ve titiz bir çalışma sonunda, câhiliye örf ve adetleri üzerine yaşayan bir toplumun fertlerini eğitmiş ve o fertlerden yepyeni bir İslâm toplumu oluşturmuştur. Bu muazzam dönüşüm, eğitim-öğretim sayesinde mümkün olmuştur. Onun eğittiği topluluğun içinden hâfızlar, kıraat alimleri, hâkimler, valiler, ülkeler fetheden ordu komutanları, devlet adamları ve devlet başkanları yetişmiştir.

Şüphesiz Hz. Peygamber eğitim ve öğretimi, kendi döneminin fizikî şartları, ihtiyaçları ve metotları çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Öğretim mekanları, konular, metotlar, günümüzde bile on-yirmi yıl ve hatta daha kısa süre zarfında değişebilmektedir. Bu durumda Hz. Peygamber’in eğitim-öğretim konusunda her zaman geçerliliğini koruyabilecek evrensel nitelikteki uygulamaları bizim için önemlidir. Bu hususları da şu şekilde sıralayabiliriz:

Okumaya, yazmaya önem vermesi;

Eğitimde şiddete yer vermemesi;

Şayet öğrettiği konular pratiğe yönelik ise söylediğini önce kendisinin uygulaması veya uygulamalı bir şekilde öğretmesi;

Bir konuyu iyice hazmetmeden diğerine geçmemesi (on âyeti iyice hazmettirmeden diğer on ayete geçmediği rivayet edilmektedir);15

Öğrencileri bıktırmaması, usandırmaması;

Öğrettiği kimselerin yaşını, kapasitesini, bilgi ve kültür seviyelerini dikkate alması;

Ortaya soru atarak dikkatleri toplaması ve daha sonra da cevaplaması;

Zekâ geliştirme yoluna gitmesi (bilinen bir hususu bilmece tarzında sorması gibi);

Topluma arz ettiği bir hükmü daha iyi anlaşılabilmesi için gerekli gördüğü durumlarda sebep ve gerekçesiyle birlikte anlatması;

Konuyu örneklerle ve benzetmelerle, gerekirse jest ve mimiklerini de kullanarak ve hatta şekil çizerek sunması;

Sırf tartışmak, çekişmek, inat için ve gereksiz şeyleri sormak dışında, soruya teşvik etmesi ve soruları ikna edici bir şekilde cevaplaması;

Sahabeyi alıştırmak için bazı soruları ve meselelerin çözümünü, hatta bazen kendi huzurunda bile onlara havale etmesi; bu suretle onlara değer verdiğini ortaya koyması, kişiliklerinin ve sorumluluk bilinçlerinin gelişmesine katkıda bulunarak geleceğe hazırlaması;

Sorduğu soruya doğru cevap alınca teşvik ve taltif için, takdirlerini açıkça belirtmesi;

Lüzumu halinde tekrardan kaçınmaması;

Bazen anlatacağı konunun özetini verip daha sonra açıklamaya geçmesi;

Gerekli durumlarda yazdırarak öğretmesi vb.16

1- Âl-i İmrân Sûresi 164.

2- İbn Hanbel, III, 328; İbn Mâce, I, 17 .

3- İbn Hanbel, V, 315.

4- İbn Hanbel, I, 247.

5- İbn Hanbel, II, 418.

6- İbn Hanbel, IV, 359.

7- Buhârî, I, 41.

8- Buhârî, I, 33; İbn Hanbel, IV, 395, 402, 414.

9- İbn Hanbel, I, 239, 283, 365.

10-İbn Hanbel, V, 447-448; Müslim, I, 381; Dârimî, s. 353-354.

11-İbn Hanbel, V, 182; Tirmizî, IV, 67-68.

12-Müslim, III, 2156; Dârimî, 62.

13-Buhârî, I, 30, 167.

14-Buhârî, I, 30.

15-İbn Hanbel, V, 410.

16-Bu hususlarla ilgili ayrıntılı bilgi ve örnekler için bk.: Ebû Gudde, Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları, çev. Enbiya Yıldırım, İstanbul 1998.

(ALINTIDIR)

Written by guncelolay

Mayıs 29, 2009 at 5:02 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with

Şaron, 1097 gündür ölemedi!

leave a comment »

Mescid-i Aksa’nın işgalinden sonra yaptığı ziyarette “Filistinlileri ezmekten mutluluk duyuyorum” diyen İsrail eski Başbakanlarından Ariel Şaron, yıllardır komada yaşam mücadelesi veriyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta dile getirdiği “Tank üzerinde Filistin’e girmekten mutluluk duyuyorum..” diyen İsrail eski Başbakanlarından Ariel Şaron, yıllardır komada yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron’un, beyin kanaması geçirdikten sonra kaldırıldığı hastanede komaya girmesinin üzerinden 3 yıl geçti. Beyin kanaması geçirdikten altı hafta sonra 4 Ocak 2006’da hastaneye kaldırılan 79 yaşındaki Ariel Şaron’un koma hali hala sürüyor. Ölmeyen Şaron, 3 yıldır can çekişiyor.

TEL AVİV’DE REHABİLİTASYON MERKEZİNDE
Tel Aviv’de bir rehabilitasyon merkezinde siyasetten uzakta bulunan Şaron’a iki oğlu bakıyor. Her ne kadar beslenme tüpüne bağlı olsa da, doktorları, Şaron’un diğer vücut fonksiyonlarının normal çalıştığını belirtiyor. Doktorlar, beyninin çok yavaş çalışmasına rağmen Şaron’un yakınlarının seslerine tepki gösterdiğini kaydediyorlar. Şaron’un bulunduğu Şeba Tıp Merkezi’nden yapılan son açıklamada “Şaron’un tıp merkezine geldiğinden beri komada olduğu; ancak bazı uyarılara tepki verdiğinin gözlendiği” belirtildi. Açıklamada Şaron’a yeterli tıbbi müdahalenin yapıldığı ve bir ameliyata gerek olmadığı belirtildi.

FİLİSTİNLİLERİ EZMEKTEN MUTLULUK DUYAN BAŞBAKAN
Ariel Şaron, Mescid-i Aksa’nın işgalinden sonra yaptığı ziyarette “Filistinlileri ezmekten mutluluk duyuyorum” demişti. 1982’de İsrail Savunma Bakanı olarak Lübnan’da Sabra ve Şatila kamplarında Filistinli mültecilerin katledilmesinin emrini veren Ariel Şaron, adını tarihe, Filistinlilere yaptığı katliamlarla yazdırdı. Şaron’un, 28 Eylül 2000’de Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmesinden sonra çıkan olaylarda 1000’e yakın Filistinli hayatını kaybetmişti. Şaron, ‘Yahudi halkının en kutsal mekanlarından birinde neler olduğunu görmeye geldim..’ demişti. Ariel Şaron başkanlığında kurulan Ulusal Birlik Koalisyonu’nun ortaklarından aşırı dinci Şas Partisi’nden haham Ovadia Yosef, “Araplara acımamak ve üstlerine füze yağdırmak, bu kötü adamları, bu uğursuzları yok etmek gerekir’ demişti.

Başbakan Erdoğan’ın da Davos’ta dikkat çektiği kişilerden bir tanesinin Şaron olduğu belirtildi. Bilindiği gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Perşembe günü Davos’ta gerçekleştirilen Gazze forumunda İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in bağırarak yaptığı açıklamalara cevap verirken, kendisine Filistin’e tank üzerinde girmekten zevk alıyorum diyen Başbakanları olduğunu hatırlatmıştı.

NAZİF KARAMAN-VAKİT

Written by guncelolay

Şubat 3, 2009 at 3:46 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

İmam Humeyni 30 yıl önce dönmüştü

leave a comment »

İran’da dünyanın en eski monarşilerinden birini ortadan kaldıran 1979 Devrimi’nin kutlamaları başladı. İran Devrimi’nin mimarı olan Ayatullah Ruhullah Humeyni, sürgünde yaşadığı Paris’ten İran’a 1 Şubat 1979’da dönmüştü.

FOTOĞRAFLARA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

İran’da bugün Humeyni’nin İran’a dönüşüyle ilgili olarak kutlama ve törenler düzenlendi. İran’da Humeyni’nin, ülkeyi 40 yıl boyunca yöneten Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi devirdiği 1979 Devrimi, 10 gün boyunca düzenlenecek etkinliklerle kutlanacak.

İran dini lideri Ayatullah Hamaney, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İranlı milletvekilleri ve komutanlar, bugün Tahran’ın güneyinde bulunan Humeyni’nin anıt mezarını ziyaret etti. Burada bir konuşma yapan Mahmud Ahmedinejad, İran devriminin İran sınırlarını aştığını söyledi. Ahmedinejad, İran devriminin “hala canlı ve 30 yıl geçmesine rağmen hayatta olduğunu” ifade etti. İran Cumhurbaşkanı, “Bizler hâlâ yolun başındayız ve önümüzde büyük değişiklikler var. Gök gürültüsü gibi olan bu devrim, adalet tesis edilinceye kadar devam edecek” diye konuştu. İran’da olmuş olmasına rağmen devrimin İran ile sınırlı kalmadığını kaydeden Ahmedinejad, “İmam Humeyni’nin büyük mirasını ve ilkelerini koruyacağız” dedi.

İran’da her yıl Humeyni’nin, 15 yıllık sürgünün ardından 1 Şubat 1979’da İran’a dönüşünü kutlamak için, Humeyni’yi taşıyan Air France’a ait uçağın İran topraklarına indiği saat olan 09:33’te bütün okul zilleri, sirenler ve alarmlar çalınıyor. Ancak bu yılki kutlamalar, İran takvimindeki 1 günlük sekmeden dolayı 31 Ocak’ta gerçekleştiriliyor. 

Bugünkü kutlamalar çerçevesinde Humeyni’nin mezarı da kendisinin posterleriyle donatıldı. Kabrine, üzerinde Humeyni’nin en ünlü sözlerinden biri olan “İslam devrimi, şehitlerin yaptıkları fedakarlıkların bir neticesidir” yazılı olduğu bir pankart asıldı. Humeyni’nin mezarı ayrıca Besic grubu üyelerince dün gül suyuyla yıkandı ve üzeri çiçeklerle süslendi.

İran’da devrim sürecinin, Şah aleyhinde ilk büyük gösterilerin düzenlendiği Ocak 1978’de başladığı ve Humeyni’nin Aralık 1979’da ülkenin dini lideri olmasıyla sona erdiği kabul ediliyor. Bu süreç içerisinde Şah Pehlevi, çıkan olaylar ve gösteriler neticesinde Ocak 1979’da İran’dan kaçmış ve Humeyni, milyonlarca İranlının karşılamasıyla 1 Şubat 1979’da İran’a dönmüştü. Pehlevi Hanedanı’nın tamamen çökmesi ise İran ordusunun “tarafsız” olduğunu ilan ettiği 11 Şubat 1979’dan kısa bir süre sonra olmuştu. 1 Nisan 1979’da düzenlenen referandumun ardından da İran, kendisini “İslam Cumhuriyeti” olarak ilan etmişti. (CİHAN)

habervaktim.com

Written by guncelolay

Şubat 1, 2009 at 11:09 am

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

Katile Osmanlı tokadı!

leave a comment »

Davos’ta devam eden Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen ”Gazze Orta Doğu İçin Model” oturumuna katılan Başbakan Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasında gerginlik yaşandı. Başbakan Erdoğan, oturumun son konuşmacısı Peres’in ”sert” sözlerinin ardından, oturum yöneticisinden, İngilizce konuşarak ”bir dakika” süre istedi.
PERES, SESİNİ BU YÜZDEN YÜKSELTMİŞ-TIKLA

İŞTE O AN (FOTO)

Başbakan Erdoğan, Davos Ekonomi Forumu’nda, Katil İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in katliamı savunan ifadelerine ve sık sık kendisine göndermede bulunması üzerine, “Sayın Peres benden yaşlısın sesin çok yüksek çıkıyor biliyorum ki sesinin çok yüksek çıkması suçluluğundandır. Öldürmeye gelince siz daha iyi bilirsiniz öldürmeyi” diyerek çok sert tepki gösterdi. Suratının rengi değişen Siyonist Cumhurbaşkanı neye uğradığını şaşırırken, Başbakan Erdoğan, kendisine konuşması için yeterli süre verilmediğini söyleyerek Davos’a restini çekti: “Benim için de bundan sonra DAVOS bitmiştir.”

BAŞBAKAN ERDOĞAN TÜM İSLAM ALEMİNE TERCÜMAN OLDU
Başbakan Erdoğan’ın Terör devleti İsrail Cumhurbaşkanı’na karşı söylediği kurşun gibi sözler, tüm İslam dünyasının hislerine tercüman olacak nitelikteydi. Erdoğan Peres’e, Tevrat’ın “öldürmeyeceksin” emrini hatırlattığı sırada, Katil İsrail Cumhurbaşkanı’nın yüz şeklinin değişmesi dikkat çekti. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e karşı en net tepkiyi ortaya koyduğu dile getirilirken, Erdoğan için, “Tüm İslam aleminin hislerine tercüman oldu” yorumları yapıldı.

İSRAİL BARBARLIĞIN ÇOK ÖTESİNDE
Başbakan Erdoğan, duyarlı Yahudilerin bile İsrail’in katliamları karşısında sessiz kalamadıklarını dile getirerek şunları söyledi: “Peres benden yaşça büyüksün. Yüksek sesle açıklama yaptın ama benim yanıtım seninki kadar yüksek sesle olmayacaktır. Sesinin bu kadar yüksek sesle çıkması bir suçluluk psikolojisi içerisinde olduğunun göstergesidir. Öldürmeyegelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajdaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü ben çok iyi biliyorum. Sizin başbakanlarınız tankların üstünde Filistin’e girmekten çok hoşlandıklarını söyleyen başbakanlardır.” Erdoğan ayrıca, İsrail Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını alkışlayanlara da tepki göstererek, katliam savunusu gibi konuşmaları alkışlayanları da kınadığını söyledi.

ERDOĞAN: “DAVOS BENİM İÇİN BİTMİŞTİR”
Başbakan Erdoğan, Siyonist İsrail Cumhurbaşkanı’na cevap verdiği konuşmasını bölmeye çalışan oturum sunucusuna da sert çıktı. “Peres 25 dakika konuştu. Bize gelince 12 dakika konuşturuyorsunuz.” diyen Başbakan Erdoğan, sunucunun ısrarla sözünü kesmesi üzerine, “Benim içinde bundan sonra DAVOS bitmiştir.”dedi. Başbakan Erdoğan, Davos’a rest niteliği taşıyan sözlerinin ardından toplantıyı terkederek salondan ayrıldı.

ERDOĞAN’IN RESTİ DÜNYA BASININA BOMBA GİBİ DÜŞTÜ
Türkiye Başbakanı’nın “rest” konuşması dünya basınına bomba gibi düştü. Dünyanın önde gelen Uluslar arası haber ajanslarında Başbakan Erdoğan’ın konuşmaları saatlerce gündemde kalırken, Erdoğan’ın konuşma anı tekrar tekrar yayınlandı.
habervaktim.com

Written by guncelolay

Ocak 30, 2009 at 9:54 am

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,