Archive for Temmuz 9th, 2008
ÖSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK?
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ÖSS’nin genelde sıkıntısız olarak atlatıldığını söyledi.
ANKARA – Yarımağan, sınav sonuçlarının 15-20 Temmuz arasında açıklanabileceğini bildirdi.
Yarımağan, sınavla ilgili olarak kendilerine ulaşan önemli hiçbir olayın olmadığını belirtti.
Sabah saatlerinde sağlık sorunu olan adaylar bulunduğuna dair kendilerine bilgi ulaştığını belirten Yarımağan, “Ancak hiç kimseyi hastanede veya evinde sınava almadık. Adaylar mutlaka önceden belirlenen binada sınava girdi fakat sağlık sorunları olanlar özel odalarda sınava girdiler” diye konuştu.
Yarımağan, sınav sırasında fenalaşan ve dışarı çıkarılan bir aday ile ilgili bilgi aldıklarını da aktardı.
Münferit olayların her sınavda yaşandığını söyleyen Yarımağan, “Sınav genelde sıkıntısız olarak atlatıldı. Kimlik sorunu, yerine başkasını sokmaya çalışma girişiminde bulunan ve sağlık sorunu olan birkaç aday dışında bir olay bize ulaşmadı” dedi.
Sınav evrakını taşıyan kamyonların bu akşamdan itibaren ÖSYM’ye gelmeye başlayacağını söyleyen Yarımağan, son kamyonun da yarın gece itibariyle Ankara’da olmasını beklediklerini bildirdi.
Evrakın, sayım işleminden sonra optik okumaya gireceğini kaydeden Yarımağan, bu işlemin de en erken perşembe günü başlayacağını ifade etti.
Yarımağan, ÖSS sonuçlarının 15 Temmuz’dan sonra açıklanabileceğini belirterek, “20 Temmuz’dan evvel açıklarız diye düşünüyorum” dedi.
Saldırganlardan biri Guantanamo’dan
Amerikan Başkonsolosluğu’na saldırı düzenleyen saldırganlardan birinin Guantanamo esir kampında tutuklu kaldığı belirlendi..
Amerikan Başkonsolosluğu’na saldırı düzenleyen saldırganlardan birinin Guantanamo esir kampında tutuklu kaldığı belirlendi.
ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu önündeki saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin kimlik bilgilerine ulaştı. Buna göre saldırıyı Iğdır doğumlu Bülent Çınar (23), Bitlis doğumlu Erkan Kargın (26) ve Bitlis doğumlu Mahsun Topçil’in (20) gerçekleştirdiği öğrenildi.
Öte yandan, İstinye’deki ABD Konsolosluğuna yapılan silahlı saldırının ardından İstanbul genelinde belirlenen adreslere operasyonlar düzenleyen Terörle Mücadele ekipleri 2 kişiyi gözaltına aldı.
Saldırıda El Kaide izleri de kendini gösteriyor. Polise göre El Kaide’nin uyuyan hücreleri uyanmaya başladı. Afganistan’da eğitim alan saldırganlara “Afganiler” deniliyor.
Hain saldırı için tek kelime etmedi
CHP lideri Baykal İstanbul’daki hain saldırıda şehit olan polislerimiz için tek kelime bahsetmezken yine Ergenekon’un avukatlığını yaptı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İzmir’in Karşıyaka ilçesinde parti üye kayıt törenine katılarak bir konuşma yaptı.
Karşıyaka Kapalı Spor Salonu’nda 2 bin kişinin CHP’ye katıldığı törende alkışlarla karşılanan Baykal, hükümeti ve Ergenekon operasyonlarını eleştirmeye devam etti. Baykal, İstanbul’da ABD konsolosluğuna yapılan saldırıya ise hiç değinmedi.
Baykal, hükümetin Eregenekon operasyonlarına verdiği desteği eleştirerek şunları söyledi;
“Bu iyi bir gidiş değil. Bu nedenle 2 bin İzmirli ‘ben de CHP’li olacağım’ diyor. Çıkış yolu bu. İktidarda bulunanlar bunun böyle gidemeyeceğini anladılar. Onun için şimdi ortalığı karıştırma teşebbüsü içindeler. Din-siyaset, hukuk-siyaset ilişkisini bozma girişimleri var. Ellerindeki imkânları sonuna kadar kullanıyorlar. Tüm güçleri ile harekete geçtiler. Türkiye’de bir korku panik ortamı yaratmaya çalışıyorlar.
Başbakan bu kavganın en önünde. Adliyeyi bu amaçlara yönlendirmeye çalışıyor. Davanın ne zaman açılacağını, iddianamenin ne zaman yazılacağını Başbakan’dan dinliyoruz. Ben de ’sen savcı mısın’ dedim. O da buna alındı. Sen ‘avukat mısın’ dedi. Ben de diyorum ki ‘evet ben mazlumların, ezilenlerin avukatıyım.’ Adamı örgütün kasası diye içeri aldılar. 11 ay sonra ölüsünü tahliye ettiler. Bunun hesabını sormayacak mıyız?
12 Eylül döneminde bile böyle bir olay olmadı. ‘Mafya ve çeteye savaş açtık’ diyorlar. Kim o mafya? Kim o çete? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en kritik noktalarında yıllarca görev yapmış insanlar mı? Sen çeteyi mafyayı kendi çevrende ara. Temiz eller kim sen kimsin? Sabredin sakın teslim olmayın. Bu yıldırma girişimlerine boyun eğmeyin! Bir zamanlar İzmir’i istiyoruz dediler. İzmir’i kimden ve kimin adına istiyorsun? İzmir’i kimin adına alacaksın? O dizlerinin dibinde oturduğun Hikmetyar adına mı alacaksın. İzmir Türkiye’nin, demokrasinin kilididir.”
CİHAN
Rice’ten Türk Hükümetine teşekkür
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ülkesinin İstanbul’daki başkonsolosluğunun önünde meydana gelen silahlı saldırıya ilişkin gösterilen süratli müdahaleden dolayı Türk hükümetine teşekkür etti.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ülkesinin İstanbul’daki başkonsolosluğunun önünde meydana gelen silahlı saldırıya ilişkin gösterilen süratli müdahaleden dolayı Türk hükümetine teşekkür etti.
Gürcistan’in başkenti Tiflis’e gitmekte olan Rice, gazetecilere açıklamasında, olayda Türk polis memurlarının yaşamını yitirdiğini belirterek, “En başta ABD, uğranılan can kaybından dolayı üzüntülerini bildiriyor ve yaşamını yitirenlerin ailelerine baş sağlığı diliyor” dedi.
Rice, “Başkonsolosluğumuzun önündeki güvenlik durumuyla ilgili hükümetten gösterilen çok süratli ve uygun tepkiyi takdirle karşılıyoruz” diye konuştu.
Rice, saldırıdan kimin sorumlu olduğunu bilmediğini ve kısa süre içinde Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşeceğini de söyledi.
Erdoğan’ın Bağdat gezisi iptal
09 Temmuz 2008 20:27
Başbakan Erdoğan’ın yarın için Irak’ın başkenti Bağdat’a yapacağı ziyaretin iptal edildiği belirtiliyor. Ziyaretin iptal sebebini Bakan Atalay açıkladı.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yarın Başbakanla birlikte Irak’ın Başkenti Bağdat’a yarın yapacağı ziyareti iptal ettiğini açıkladı.
Olayda şehitler verildiğini, olayın en acı boyutunun bu olduğunu ifade eden Atalay, şunları söyledi:
”Bizim için en acı boyutu bu olayın odur. 3 tane genç polisimizi şehit verdik, can verdik. Bizim en büyük üzüntümüz o. Yarın şehitlerimizin cenazelerini buradan memleketlerine uğurlayacağız. Burada bir tören yapacağız.
Nedim’i Rize’ye kendi iline göndereceğiz, Mehmet Önder’i Osmaniye Bahçe’ye göndereceğiz ve Erdal’ı da Çorum Ortaköy’e buradan yolcu edeceğiz. Kendi ailelerinin talepleri var kendi memleketlerinde defnedilmesi için.
Bizim biliyorsunuz yarın önemli bir ziyaretimiz vardı Bağdat ziyareti Başbakanımız ile ben ziyaretimi iptal ediyorum. Yarın şehitlerimizin uğurlanmasında burada birlikte olacağız. Hem de olayla ilgili çalışmalarımızı, değerlendirmelerimizi burada devam ettireceğiz.
Tabii en zor durum şehitlerimizin aileleriydi. Bugün sadece şehitlerimizden birinin ailesiyle görüşebildim ben, kardeşiyle yüz yüze görüşmemiz oldu. Diğerleriyle arkadaşlarımızın irtibatları sürüyor. Onlara başsağlığı diliyorum. Kolay bir şey değil. Allah sabır versin.
Ama şunu da söylüyorum; aileleri kadar biz hem bakanlık olarak hem tabi emniyet teşkilatı olarak, polis arkadaşları olarak üzgünüz. Ben buradaki bütün polis arkadaşlarımda bugün o büyük üzüntüyü gördüm. Yani biz aileleri kadar onlar için acı duyuyoruz.”
Bakan Atalay’ın açıklaması sırasında duygulandığı, sesinin titrediği ve gözlerinin dolduğu görüldü.
Saldırıyı kim ne için yaptı?
Eski MİT mensubu Prof. Dr. Mahir Kaynak, İstanbul’daki Amerikan Başkonsolosluğu önünde gerçekleştirilen ve 3 polis memurunun şehit olduğu saldırıyı habervaktim’e değerlendirdi.bizde sizler için sitemizde yayınlıyoruz.
Kaynak, tetikçilerden yola çıkarak asıl suçluların bulunamayacağını ve bunun için geniş bir siyasi analiz yapmak gerektiğini söyledi.
Bunların elinde her kesimden tetikçi var
“Tetikçilerden yola çıkarsanız kaynağını bulamazsınız. Çünkü o kişiler sizi hangi istikamete sevk edeceklerse o yönde bir tetikçi kullanırlar” diyen Kaynak, “Bunların elinde her türlü tetikçi var. Her kesimden tetikçiyi ellerinin altında bulundururlar” tespitinde bulundu.
Saldırı Ergenekon’la mı ilgili?
Kaynak, olayın Ergenekon soruşturması ile ilintilendirilmesini ise şöyle değerlendirdi: “Burada olayı kimin yaptırdığını kestirmek lazım, bunun için de çok iyi bir siyasi analiz gerekli. Bu olayın Ergenekon soruşturmasına bir etkisi olamaz, dolayısıyla bir bağlantı kurulması da mantıklı değil. Ancak belki şunu yaparlarsa, ‘bakın işte bunlar gericiydi, gericiler Türkiye’de saldırı düzenliyor’ gibi bir yorum çıkarsa sadece o zaman uzaktan da olsa bir bağlantı kurulabilir.”
İlk yorumlar oyunu oynayanın tuzağı
Kaynak, “Saldırı ile ilgili bazı çevrelerce yapılan ilk yorumlarda İBDA-C ve EL KAİDE isimlerinin geçmiş olmasını nasıl değerlendirmek lazım?” şeklindeki sorumuza da, “Bu yorumu yaptığınız zaman oyunu oynayanın tuzağına düşmüşsünüz demektir. Böyle bir yorum İslam’ın bir tehlike olduğunu savunanların işine yarar.”
Saldırı ne polise ne konsolosa
Kaynak, saldırının hedefi ile ilgili olarak da şu ilginç yorumu yaptı: “Bu saldırıyı Konsolos’a yapılmış sayamazsınız çünkü oradaki koruma duvarını aşamazsınız. Polise karşı yapıldı da diyemezsiniz çünkü polis her yerde var. Böyle bir mesajı veriyorlar. Yani buradaki hedef Konsolos ya da polis değil, ABD Konsolosluğu önündeki polistir. Bu tarz bir eylem de bir intihar eylemidir. Kimin yaptığı ya da kimlerin bu saldırıyı organize ettiği konusunda konuşmak içinse henüz çok erken.”
Engin Kaşdaş-habervaktim.com
GÜL’DEN SÜRPRİZ GÖRÜŞME
YARIN ESKİ GENELKURMAY BAŞKANI HİLMİ ÖZKÖK İLE GÖRÜŞECEK
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yarın eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile gündemdeki son gelişmeleri değerlendirmek üzere biraraya gelecek.
Alınan bilgiye göre Cumhurbaşkanı Gül, Özkök ile öğle yemeğinde bir araya gelecek.
Gül, 14 Temmuz Pazartesi günü de eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) üyesi Rıza Türmen’i öğle yemeğinde kabul edecek.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, Özkök ve Türmen ile yapacağı görüşmelerin, ”kamuoyunda belirli bir konumda olan değişik kesimlerden kişilerle bir araya gelmesi” kapsamında gerçekleşeceği belirtildi.
AA
Rektörden skandal belge…
Çukurova Üniversitesi Rektörü Akınoğlu, üniversiteyle ilişiği olmayan CHP milletvekilinin kullanması için bir doçentten odasını boşaltmasını resmi bir yazıyla istedi.Rektör Akınoğlu, üniversiteyle ilişiği olmayan CHP Adana Milletvekili Gaye Erbatur’un kullanması için Fen Edebiyat Fakültesi’ndeki bir doçentten odasını boşaltmasını resmi bir yazıyla istedi. Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur, ÇÜ ile ilişiğini kesip 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde CHP’den Adana milletvekili olarak Meclis’e girdi. Erbatur’un öğretim üyesiyken kullandığı odasına Ağustos 2004′te Doç. Dr. İlyas Dehri yerleşti. Ancak rektör, aradan bir ay geçmeden, milletvekili Erbatur’a tahsis ettiği gerekçesiyle, odanın boşaltılmasını istedi.B.30.2.ÇKO.0.00.00.01-86-11211 sayılı ve Rektör Alper Akınoğlu imzalı yazı şöyle: “Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı’na. Fakülteniz Kimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. İlyas Dehri tarafından yeni kullanılmaya başlanan odanın boşaltılarak önceden olduğu gibi eski haline çevrilmesini, bir ay önce yapılan yeni düzenlemenin ortadan kaldırılmasını ve üniversitemiz öğretim üyesi-milletvekili Prof. Dr. Gaye Erbatur’a tekrar tahsis edilmesi rektörlüğümüzce uygun görülmüştür. Gereğini bilgilerinize rica ederim.”
Halen CHP Adana milletvekili olan Gaye Erbatur, kendisinin o dönemde de milletvekili olduğunu ve rektörün böyle bir talepte bulunduğundan haberinin olmadığını söyledi. Üniversite ile ilişiğini kesip milletvekili seçildikten sonra 2003 yazında odasını boşalttığını ifade eden Erbatur, “Bu 1 yıllık süreçte dönemin rektörü Yalçın Kekeç’in ricası üzerine, odamda sadece bir eşya olduğu için kapıda ismim durdu. Rektör Akınoğlu eski odamın bana verilmesi için yazı yazmışsa bundan benim haberim yok. Bundan bana ne.” dedi.
Rektör Alper Akınoğlu’nun özel kalem müdiresi ve basın ve halkla ilişkiler bürosu yetkilileri, “politikacı için doçente odanı boşalt” diyen yazı konusunu Akınoğlu’na aktaracaklarını söylemekle yetindi. Rektör, konuyla ilgili bir açıklama yapmadı. Yazıdan sonra Doç. İlyas Dehri’den odayı boşaltması istendi. Ancak Dehri, üniversiteyle ilgisi kalmayan bir politikacı için odayı boşaltmanın yanlış olduğunu belirterek kaldığı yeri boşaltmadı. Dehri direnince rektörlüğün yazılı talebi yerine getirilmemiş oldu.
Bugün
Hurşit Tolon Darbe Günlükleri’ni yalanlamadı
Ergenekon sanığı Hurşit Tolon, Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen günlükleri neden tekzip etmediğine yönelik soruyu yanıtlarken, günlüklerin varlığını da teyit etti.Ergenekon sanığı emekli orgeneral Hurşit Tolon, “emekli oramiral Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen günlükleri neden tekzip etmediği”ne yönelik soruyu yanıtlarken, o günlüklerin varlığını da teyit etti: “Benimle ilgili kısımlarda herhangi bir yanlışlık görmediğim için tekzip yapma ihtiyacı hissetmedim.”
Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in 2 başarısız darbe girişimini anlattığı günlüklerine ilk kez doğrulama geldi.
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, tutuklandığı mahkemedeki ifadesinde, hakimin günlükleri neden tekzip etmediği sorusuna “Benimle ilgili kısımlarda herhangi bir yanlışlık görmediğim için tekzip yapma ihtiyacı hissetmedim. Çünkü herhangi bir şekilde kişilik haklarım zedelenmemişti” dedi. Emekli Orgeneral Hürşit Tolon’un doğruladığı kendisiyle ilgili olay, Örnek Paşa’nın günlüğünde 3 Aralık 2003 başlığı ile anlatılıyor. Bu tarihte Genelkurmay Başkanlığı’nda ordu ve kuvvet komutaları Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün başkanlığında toplanıp hükümete karşı muhtıra verilmesini tartışıyor. Örnek Paşa, toplantıyı şöyle aktarıyor:
“Önce Genelkurmay bize Pazartesi günü yaptıkları takdimin aynısını yaptılar ve Genelkurmay Başkanı sonra en kıdemsizden başlamak üzere tüm katılanlara söz verdi.”
AYTAÇ PAŞA MUHTIRA İSTEMİŞ
Örnek Paşa’nın günlüklerine göre emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Genelkurmay Başkanlığı’nda düzenlenen bu toplantıda hükümete sert eleştiriler yöneltiyor. AK Parti’yi takiyye yapmakla suçlayan Tolon, “Seçimden önce ikaz etmezsek önümüze aşamayacağımız bir engel çıkacaktır” diyor.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ise, Hurşit Tolon ve diğer komutanlardan çok daha sert bir konuşma yapıyor: “Söylenecekler söylendi. Kendimi suçlu hissediyorum (Genelkurmay Başkanı bu söz üzerine “neden kendini yalnız sorumlu hissediyorsun” diye sordu) Yalnız kendim değil, siz de benim kadar sorumlusunuz. Buradaki diğer arkadaşların sorumluluğu bizden sonra gelir. Zamanı boşuna geçirdik. Benim önerim hemen ve gecikmesiz eylem planına başlamak. Seçimden önce muhtıra vermeliyiz.”
MUHTIRA VERMEYE NİYETİM YOK
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ise yapılan konuşmaların yüzde 80′ine katıldığını fakat katılmadığı noktaların da bulunduğunu belirtiyor. Komutanlara açık konuştukları için teşekkür eden Özkök, “Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz şeyin olduğuna da inanıyorum” diyor.
ÖZKÖK YALNIZ KALDI
Örnek Paşa, bu toplantıyı tarihi bir toplantı olarak niteliyor. Bir yıldan beri ilk kez yapılan bir toplantı olduğunu kaydeden Örnek, şunları kaydediyor: “Genelkurmay Başkanı’na onunla aynı fikirde olmadığımız mesajı verildi. O da kendinin yalnız kaldığını anladı. Görüntüye rağmen direnmekte devam ediyor. Ama artık çok geç. Zira yasal olarak kendisi de geri dönemeyecek bir yola girdi.”
DELiL OLARAK KULLANACAĞIZ
Oramiral Özden Örnek Paşa’nın günlüklerini yayınlamasının ardından kapatılan Nokta Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş, “Daha önce ismi geçenlerden konuşan kimse olmamıştı. İlk kez günlükler doğrulandı. Hurşit Tolon, 3 Aralık 2003 tarihinde gerçekleştirilen muhtıranın tartışıldığı toplantıda konuşulanları da doğrulamış oldu” dedi. “Bu toplantı günlüklerin en önemli bölümlerinden biri” diyen Görmüş, “O bölümü biz hiç kısaltmadan yayınlamıştık önemine binaen. O toplantıda en yüksek rütbeli komutanların neredeyse tamamının darbe konusunda mutabakatını görüyoruz” dedi.
Görmüş, günlüklerin doğrulanması adına adı geçenler tarafından doğrulanmasına da ihtiyaç duymadığını belirtti.
“Benim açımdan konu gayet açık, hukuk açısından sonuçlandıramadık” diyen Görmüş, şunları kaydetti: “Asıl önemli husus, günlüklerin tam o toplantı üzerinden doğrulanması. Dolayısıyla oradaki darbe girişimlerinin teyidi anlamına geliyor.”
Günlüklerin Özden Örnek’e ait olduğunu kanıtlamak için yürüttükleri hukuki mücadelenin devam ettiğini hatırlatarak, “Dolayısıyla Tolon’un ikrarı elbette kullanacağımız argümanlardan biri olmaya aday görünüyor. Ama onun dışında önümüzdeki dönemde günlüklerin gerçekliğine ilişkin başka tanıklar olacak. O günlerde darbe girişimi oldu mu, olmadı mı konusunda bir dava söz konusu olursa, başka tanıklar da ortaya çıkacak” dedi.
Haber: Ali Kuş/Bugün
Siyasetin rotasını yargı belirleyecek
Malezya’da öğretim görevlisi olan Serdar Demirel, Malezya ve Türkiye arasında bağlantı kurarak, iki ülkede de siyasetin yeni rotasını yargının belirleyeceğini söyledi.Haber Merkezi / TIMETURK
Malezya’da öğretim görevlisi olan Serdar Demirel, Malezya ve Türkiye siyasetinde benzer durumların yaşandığına dikkat çekerek, her iki ülkede de siyasetin yeni rotasını yargının belirleyeceğini söyledi.
Demirel, Malezya’nın ev sahipliği yaptığı D-8 zirvesiyle ilgili yaptığı değerlendirme yazısında, ilginç tespitlere yer verdi. Serdar Demirel, Malezya’da Enver İbrahim’in fiili livatayla suçlanmasının ardından başlayan yargılama süreci ile AK Parti’ye açılan kapatma davası ile ilgili yargılama sürecini kıyasladı.
Demirel yazısında, “Türkiye ise yeni bir 28 Şubat sürecinden geçiyor. O zaman Refah Partisi kapatılmıştı. Şimdi Ak Parti kapatılma tehlikesiyle yüz yüze. O gün Susurluk vardı, bugün Ergenekon. Kıyasıya bir mücadele var. Ama son sözü Malezya da olduğu gibi Türkiye’de de yargı söyleyecek. Sözün özü siyasetin rotasını yargı belirleyecek.” görüşüne yer verdi.
Serdar Demirel’in D-8 zirvesinden yola çıkarak, bu ülkelerdeki gelişmeleri ele aldığı yazısı şöyle;
D-8’in (Developing 8 Countries: Kalkınmakta olan 8 Ülke) bu yılki liderler zirvesine Malezya ev sahiliği yaptı.
Malûm olduğu üzere D-8 ülkeleri; Bangladeş, Endonezya, İran, Malezya, Mısır, Nijerya, Pakistan ve Türkiye’den müteşekkil bir birliğin ismi. 22 Ekim 1996 yılında, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde oluşturulmuştu.
Öncü 8 ülkenin insiyatifinde, gelecekte bütün Müslüman ülkelerin ekonomi öncelikli işbirliğini hedefliyordu kurucu irade. Umut vericiydi.
Başarıyla sağlanacak ekonomik birlikteliğin siyasi birlikteliğe dönüşme istidatı, beslenen umutların ana sebebiydi. Avrupa Birliği de İkinci Dünya Savaşı sonrası konjonktürde, öncü rolü üstlenen birkaç ülkenin girişiminin sonucu değil miydi?
Avrupa ülkeleri tarihinde hep savaşmıştı. Tarihin en büyük savaşları bu coğrafyada meydana gelmişti. Kanlı bıçaklı bir tarih tecrübesine sahip halklar bir araya gelme iradesi sergileyebiliyorsa eğer, tarihinde bazı kırılma noktaları hâriç hep birlik olmuş bir kültür havzasının insanları neden bir araya gelemesindi ki?
En azından ümmetin ortak meselelerinde tavır birliği oluşturmaya zemin teşkil edecek bir birliktelik… Liderler ve elit tabaka düzeyinde olmasa da halkların gönlü hep birlikten yanaydı zaten.
Halkın içinden gelen ve medeniyetine karşı sorumluluk duygusu besleyen siyaset kurucu bir kadro ilk hamleyi bütün risklere rağmen hayata geçirebilmişti..
Medeniyet iddiasını yitirmiş seçkinlerimiz, o dönem atılan hamleyi; “en fakir ülkelerin oluşturduğu birlik” diye tiye almışlardı. Akılları sıra ‘zengin ülkelerin oluşturduğu G-8 ve Avrupa Birliği’ne gönderme yaparak, projeyi küçümsüyorlardı. Türkiye’nin zenginler klübünü bırakıp fakirler liginde ne işi vardı?..
İnterdsiplinler perspektifinden yapılmak isteneni analiz edemiyor, çok yönlü siyasi ve ekonomik ittifaklara şans veremiyorlardı. Onlar, coğrafyamızın ruhuna uygun hayâl kurma yetisini bile kaybetmiş olduklarından, ne Batıcı olabilmiş ne de kendisi kalabilmiş, â’râftaki şizofren şaşkınları oynayabilirlerdi ancak.
Bizim seçkinlerin tavrı buyken, Batı, kalkınmakta olan 8 Müslüman ülkenin bu girişiminden tırsmıştı. Erbakan hükümetinin alelacele düşürülmesinin en önemli nedenlerinden birisi de budur. Sanıldığının aksine 28 Şubat bütün boyutlarıyla yerli bir proje değildi.
Perde önündeki aktörler bizi yanıltmasın!
Üzerinde düşünülmesi gereken bir konuya dikkat çekmek istiyorum. 28 Şubat’a giden o süreçte, yani D-8 girişiminin başlatılmış olduğu o günlerde, Türkiye çok karışmıştı, karıştırılmıştı. Aynı zaman diliminde birliğin diğer önemli ülkesi Malezya’da çok karışmıştı, karıştırılmıştı.
Uluslararası para sihirbazları Malezya ekonomisini çökertme girişiminde bulunmuş, kalkınmakta olan bu ülkeyi IMF’nin kapısında avuç açmaya zorlamışlardı. Mahathir Muhammed ile Enver İbrahim gerginliğinin temelinde, dayatılan krizden nasıl çıkılması gerektiği hususundaki yol haritası ihtilafı vardı.
Mahathir’in üvey evladı mevkiindeki, ondan sonra doğal vârisi kabul edilen Ever İbrahim tasfiye edildi. Malezya’da dengeler alt-üst olmuş, oyun yeniden kurulmuştu. IMF reçeteleri de büyük bir ferasetle reddedilmişti.
D-8 ülkelerinin Malezya’da toplandığı bugünlerde birlik ülkeleri yine çok karışık. Birliğin tek nükleer gücü elindeki silahları korumanın mücadelesini veriyor. İran’a saldırı ihtimalleri ciddi boyutlarda. Ama, asıl dikkat çekmeye çalıştığımız Malezya ve Türkiye.
Malezya 1997′de olduğu gibi ekonomik sıkıntı yaşıyor. Petrole yüzde 40 zam geldi ki, bu ülke için rekor bir zam. Bu zam diğer zamları tetikledi. Ekonomik kriz ile siyasi kriz at başı gidiyor.
Geçen aylarda yapılan seçimlerde Başbakan Abdullah Bedevi’nin liderliğini yaptığı Barisan Nasional Partisi (Ulusal Cephe Koalisyonu) birinci gelse de tarihî oy kaybı yaşadı. PKR (Adalet Halk Partisi) oylarını artırarak ikinci geldi. PKR’ın de facto lideri Enver İbrahim’in seçim yasağı Nisan ayında bitmiş, o da hükümeti düşürmek ve başbakan olmak için kolları sıvamıştı.
Enver İbrahim’in daha önceden olduğu gibi yeni bir “fiili livata”yla suçlanması siyasi hayâllerine en fazla yaklaştığı bir dönemde gerçekleşti. Konunun detaylarına girmeye yerimiz müsait değil. Ama şunu belirtmek istiyorum, olay yargıya havâle edilmiş durumda. Bir anlamda ülkenin geleceğini yargı belirleyecek.
Türkiye ise yeni bir 28 Şubat sürecinden geçiyor. O zaman Refah Partisi kapatılmıştı. Şimdi Ak Parti kapatılma tehlikesiyle yüz yüze. O gün Susurluk vardı, bugün Ergenekon. Kıyasıya bir mücadele var. Ama son sözü Malezya da olduğu gibi Türkiye’de de yargı söyleyecek. Sözün özü siyasetin rotasını yargı belirleyecek.
D-8 zirvesinin yapıldığı bu dönem şartları, beni, dünle bugün arasında böylesi bir özet mukayeseye götürdü. Gelişmelerin lokal aktörleri ortada. Ya küresel aktörleri?..





