amatör çizer

en amatör çizerin en profesyonel sitesi

Archive for Temmuz 8th, 2008

D-8 tarihinde dönüm noktası

without comments

Malezya’da düzenlenen D-8 Zirvesinin 6′ncısı sona erdi. D-8 tarihinde “dönüm noktası” olduğu belirtilen sonuç bildirisinde 2008-2018 Yol Haritası çizildi.
Ev sahibi Malezya’nın Başbakanı Abdullah Bedevi’nin konuşmasıyla sona eren zirvede Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Ali Babacan başkanlığında bir heyet temsil etti.

Zirveye, diğer D-8 ülkeleri İran, Malezya, Endonezya, Mısır, Pakistan, Bangladeş, ve Nijerya’nın devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri bakanları katıldı.

İki yılda bir düzenlenen zirvede İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Endonezya Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono, Pakistan Başbakanı Rıza Gilani, Mısır’ın uluslararası işbirliğinden sorumlu Devlet Bakanı Fayza Muhammed Ebul Naga, Nijerya ve Bangladeş’ten ise devlet yetkilileri hazır bulundu.

D-8 zirvesinin sonuç bildirisinde, D-8 Sekreteryasının daimi olarak İstanbul’da olacağı duyuruldu ve D-8 ülkeleri arasında birçok alanda yapılan işbirliğinin geliştirilmesinin önemi vurgulandı.

Bildiride D-8′i oluşturan Bangladeş, Endonezya, Mısır, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan ve Türkiye’nin devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri bakanlarının Kuala Lumpur’da bir araya geldikleri belirtilerek, D-8 üyesi ülkelerin sosyoekonomik işbirliği, barış, karşılıklı saygı ve hoşgörünün korunması gibi konularda kararlılığı vurgulandı.

Zirvenin D-8 tarihinde “dönüm noktası” olduğu belirtilen bildiride, zirveyle D-8′in ikinci 10 yılındaki çalışmalarını düzenleyecek 2008-2018 Yol Haritasının da kabul edildiği duyuruldu.

Uluslararası finans ve ticaret sisteminin uluslararası işbirliği için önemine dikkat çekilirken, İran’ın Dünya Ticaret Örgütüne hızla kabulü konusunda destek teyit edildi.

Sonuç bildirisinde, kıtlığa ve gıdadaki fiyat artışlarına dikkat çekilerek, bu durumun sosyoekonomik istikrarı tehdit ettiği kaydedildi ve konuyla ilgili D-8 ülkeleri arasında işbirliğinin derinleştirilmesine karar verildiği vurgulandı.

Artan petrol fiyatları karşısında önlem alınması yönünde uluslararası topluma çağrıda bulunulan bildiride, işçi göçünün yoksulluğu önlemede önemli bir araç olabileceği, göçmen işçiler konusunda ilgili D-8 ülkelerinin tecrübelerini paylaşmaları gerektiği bildirildi.

D-8 ülkeleri arasındaki ticarete de dikkat çekilen bildiride, 1999 yılında 14,5 milyar dolar olan ticaretin 2007′de 8 yıllık bir zamanda yüzde 200 artışla 60,5 milyar dolara yükseldiği belirtildi. Zirvede tercihli ticaret anlaşmasının kabul edildiği ve bu anlaşmayla ticaret rakamının daha da artacağına inanıldığı kaydedildi.

Bildiride, D-8 ülkeleri iş adamlarını için vize kolaylığı sağlayan vize anlaşmasının da zirvede kabul edildiği bildirilerek, bu anlaşmanın Bangladeş, İran, Pakistan ve Türkiye tarafından onaylanmasından duyulan memnuniyet ve anlaşmanın bir an önce yürürlüğe girmesi beklentisi dile getirildi.

D-8 Sekreteryasının daimi olarak İstanbul’da olacağının resmen açıklandığı bildiride, iki yılda bir yapılan Gelişen 8 Ülke (D-8) Zirvesinin 7.’sinin ise 2010′da Nijerya’da yapılacağı duyuruldu.ALİ BABACAN: VİZE KOLAYLIĞI ANLAŞMASI ONAYLANMALI

Babacan, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da başlayan Gelişen Sekiz Ülke (D-8) zirve toplantısının basına kapalı oturumunda yaptığı konuşmaya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın zirveye katılamamasından duyduğu üzüntüyü ileterek başladı.

Babacan, 2000 yılında Türkiye’nin D-8 ülkelerine yaptığı ihracatın 800 milyon dolar olduğunu, bu rakamın 2007 yılında ise üç kat artarak 2,9 milyar dolara ulaştığını, ithalatın ise 2000 yılında sadece 1,7 milyar dolarken, 2007 yılında bu rakamın altıya katlanarak 11,1 milyar dolara ulaştığını belirtti.

Bakan Babacan, D-8′in dünya ekonomisindeki değişiklikleri tartışmak için iyi bir platform olduğunu da belirterek, bu bağlamda gıda ve enerji krizlerine dikkati çekti ve bu konularla ilgili acil önlem alınması gerektiğini ifade etti.

Babacan, 2006 yılında Bali’de yapılan D-8 zirvesinde imzalanan gümrük ve tercihli ticaretle ilgili anlaşmaların D-8 için “dönüm noktaları” olduğunu söyleyerek, 6 üye ülkenin bu anlaşmaları yürürlüğe koymalarından duyulan memnuniyeti ve diğer iki üyenin de bu anlaşmaları kabulü yönündeki beklentiyi dile getirdi.

Özel sektördeki çalışmaların ekonomik işbirliğinin gelişimde oynadığı önemli role dikkati çeken Babacan, “Özel sektörlerimiz arasındaki işbirliği ve iletişimi geliştirmek için, ticaret fuarları düzenlemeliyiz, özel sektör temsilcilerinin karşılıklı ziyaretlerini teşvik etmeliyiz ve iş adamlarımızı bir araya getirmeliyiz” diye konuştu.

D-8 ülkelerindeki iş adamlarına sağlanan vize kolaylığına ilişkin anlaşmaya da dikkati çeken Ali Babacan, bu anlaşmanın 8 üye ülke tarafından imzalandığını ancak henüz tüm üyeler tarafından kendi ülkelerinde onaylanmadığını belirtti.

Babacan, “Eğer iş adamlarımıza olumlu bir sinyal vermek istiyorsak, bu anlaşmanın onay sürecini en kısa zamanda gerçekleştirmeliyiz” dedi.

İRAN’DAN D-8′E ÖNERİLER

Ahmedinejad, Malezya’da yeniden D-8 grubu oturumunda bulunmaktan memnun olduğunu söyleyerek ve oturumu düzenleyenlere teşekkür ederek başladığı konuşmasında, dünyada hakim olan küçük ve fakir ülkelerin sorunlarını artıran adaletten uzak sistemlerin bugün işlevselliğini kaybettiğini belirtti.

Ahmedinejad, D-8 grubunun kuruluş felsefesi ve hedefleri doğrultusunda bölgesel sorunlara çözüm arayışı ve uluslar arası konularda etkin bir konuma gelebileceğini, D-8 üyesi ülkelerin önemli insan kaynakları, ekonomik, siyasi, bilimsel ve kültürel potansiyelleri bulunduğunu kaydetti.

Ahmedinejad, D-8 üyesi ülkeler arasında sıkı işbirliği ve ilişkilerin gelişmesiyle özellikle ekonomik alanda uluslar arası ekonomik krizler karşısında daha istikrarlı bir durum sergilemenin mümkün olacağına dikkat çekerek, dünya zorba güçlerinin döneminin kapanmakta olduğunu ve şimdiden bu zorba güçlerin yer almayacağı dünya düzenlerinin planlarının yapılması gerektiğini, İran’ın D-8 üyeleriyle her türlü işbirliğine hazır olduğunu ifade etti.

İran, D-8 oturumu için çeşitli alanlarda öneriler de sundu.

İran’ın önerileri:
1-Sanayi, Tarım ve Teknoloji alanlarında ortak projelerin yürütülmesi yönünde Finans ve Mali Fonlar gibi ortak yatırım kurumlarının kurulması ve geliştirilmesi.

2-Üye ülkelerin karşılıklı kapasitelerinin kullanılması yönünde enerji işbirliği kurumlarının kurulması.

3-Üye ülkelerin kalıcı ve sürdürülebilir kalkınma çabalarına katkı sağlayacak İslami bankacılık alanında işbirliğinin geliştirilmesi ve işleyen bankacılık sistemi yanında yeni bakancılık sistemleri oluşturulması.

4-Karşılıklı teknik ve mühendislik hizmetlerinden yararlanılması için ortak çalışma grupları oluşturulması, üye ülkelerin ihtiyaçları ve kapasitelerinin yer alacağı atlasların hazırlanması, hukuki ve mali sistemlerin tanıtılması.

AJANSLAR

 

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 8:00 pm

dünya gündemi kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Amerikan rüyasının sonu

without comments

Dünyanın önde gelen ülkelerinden ABD’de yoksulluk hızla büyüyor. Birkaç işte birden çalıştığı halde geçinemeyenler kedi mamasıyla beslenip otomobillerinde geceliyor.

Kazandığı parayla geçinemeyen Amerikalılar’ın sayısı milyonları buluyor. Barınma, beslenme ve çocuk bakımı gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olmayan fakirler, birden fazla işte çalışarak ay sonunu getirmenin yollarını arıyor. Ama bu bile ABD’nin ‘çalışan fakirlerine’ çoğu zaman yetmiyor.

Üç işte birden çalışıyor, yetmiyor!

Kevin Sedwick, ‘aslında benim yerim rekorlar kitabında olmalı’ diyor. Üç ayrı işi bir güne sığdırmaya çalışan Sedwick sabahları zenginlerin köpeklerini havalandırıyor, gün boyu bisiklet kuryeliği yapıyor ve geceleri de bir süper marketin kasiyerliğini. Tesisat ve saat tamirciliği de yapan Sedwick aynı zamanda Vaşington’un en hızlı bahçıvanlarından da biri. Aslında gazetecilerle konuşacak vakti yok. Haftanın yedi günü, günün oniki saati çalışıyor. Tatil gibi, emeklilik ya da sağlık sigortası da onun için tamamen yabancı kavramlar.

 

Saat ücretinin 7 Dolar 15 Cent’i bulduğunu söylüyor. Yani saatte asgari ücretten birbuçuk dolar daha fazla kazanıyor. İşsiz kalmadığı takdirde yıllık geliri 20 bin doları buluyor. Ama bu parayla bile ABD’nin pahalı başkentinde iki çocuklu ailesini geçindirmesi çok zor: “Washington’da 550 doların altında tek odalı apartman dairesi bulmak imkansız.”

 

Silahlı uyuşturucu çetelerinin kol gezdiği Washington’un en tehlikeli semtlerinden Anacostia’daki evine 800 dolar ödüyor.

‘Çalışan fakirler’ sınıfı

Kevin Sedwick ABD’nin hızla büyüyen ‘çalışan fakirler’ sınıfına dahil. Aslında ona ‘çalışma hastası fakir’ demek daha doğru olur. Hayatta kalabilmek için tutkunlar gibi çalışıyor. Ama kazandığı para çocuklarının karnını doyurmaya ya da muayene ücreti ödemeye yetmiyor. Center for American Progress adlı araştırma kuruluşu, tam mesai çalışmasına rağmen muhtaç durumda olan Amerikalılar’ın sayısının bir yılda %20 oranında arttığını saptamış. “Fiyatlar artarken, ücretler yerinde sayıyor.”

Kedi mamasıyla besleniyorlar

Öfkeyle hesap defterini açan Kevin Sedwick, yumurta, süt ve ekmeğin yılbaşından bu yana %40 zamlandığını, birçok tanıdığının ucuz olduğu için kedi mamasıyla beslendiğini anlatıyor. Beyaz Saray’a birkaç yüz metre mesafede yaşayan her üç Amerikalı’dan biri fakir. Din adamları, fakir sayısının 1975 sonrasının en yüksek düzeyine çıktığını hatırlatarak sosyal patlamaların kaçınılmaz olacağını belirtiyorlar. Piskoposlar Konseyi sözcüsü kamu radyosunda acı gerçeği şöyle açıklıyor: “Gıda maddesi bağışlarına bağımlı olan dar gelirlilerin sayısı hızla artıyor. ABD’nin bazı bölgelerinde hanelerin yaklaşık yarısı karne sayesinde karnını doyurabiliyor.”

 

Gıda yardımına muhtaçların 28 milyonu bulduğunu belirten Açlıkla Mücadele Derneği sözcüsü Sandra Robertson on milyonlarca Amerikalı’nın insan haysiyetine yaraşır barınma imkanından yoksun olduğunu vurguluyor: “Otomobilini buz gibi soğukta ev niyetine kullanan dört kişilik aile tanıyorum. İşe gitmek için otomobile ihtiyaçları var. Karı koca çalıştıkları halde kira ödeyecek paraları yok.”

Fabrika işçisinin kabusu

Dürüst çalışmanın onur kırıcı fakirliği yendiği Amerikan rüyası küreselleşme çağında iflas etti. Sanayi sektörünün gerilediği Amerika’da uzmanlaşmamış fabrika işçisinin çalışkanlığıyla dolgun para kazandığı dönemler geride kaldı. 20 yaşındaki Bob Blair de böyle bir işin peşinde.

 

Otopark bekçiliği yapan Bob ‘the working poor’, ‘çalışan fakirler’ tanımlamasını ilk kez 17 yaşındayken duyduğunu ve o günden beri bu sözün kendini ebedi kâbus gibi takip ettiğini, söylüyor.

 

 Kaynak: Deutsche Welle

 

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 7:54 pm

dünya gündemi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

SKY Türk sunucusundan ‘küfürlü’ gaf

without comments

Son Ergenekon gözaltıları için demediğini bırakmayan ve heyecanına yenilerek gaf yapan gazeteciler kervanına SKY Türk sunucusu Saynur Tezel’de katıldı.

Bazı yayın kuruluşları özellikle emekli paşaların ve gazetecilerin gözaltına alınmasını eleştiren haber ve yorumlar yaparak, soruşturmanın üzerinde spekülasyonlara yol açacak yorumlarda bulunmaya devam ediyorlar.

işte o video: http://www.samanyoluhaber.com/haber-108225.html

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 7:25 pm

güncel kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Fırat: Şener 18 yaşını doldurmuş

without comments

AK Partili milletvekilleri, yeni oluşum için harekete geçtiğini söyleyen Abdüllatif Şener’e, siyasi etiğin gereğini yaparak istifa etmesi gerektiğini söylediler.
 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Abdüllatif Şener’in AK Parti’den istifa edip etmemesi gerektiğine ilişkin sorular üzerine, “Koskoca adam istifa etsin falan demek soru mu ? Ayıp ya. 18 yaşını geçmiş…” dedi.

AK Parti Ağrı Milletvekilli Cemal Kaya da siyasi etik açısından doğru bulmadığını belirterek, “Yeni bir oluşuma girmişse doğal olarak başka bir yerde de görev yapmaması lazım. İstifa etmesi lazım. İnsan parti kurarken diğer taraftan başka bir partiye üye olmasını doğru bulmuyorum” diye konuştu.

AK Parti İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ise Şener’in istifa etmemesinin kendi siyasi etiği ile bağlantılı bir iş olduğuna dikkat çekerek, “Gerçekten bir siyasi parti kurmayı düşünüyorsa siyasi ahlak doğrultusunda davranması gerekir. Genel olarak tüm parlamenterler bu tür durumlarda siyasi etik içinde davranmalıdır” dedi.

AK Parti Yozgat Milletvekili Osman Coşkun da sözün bittiği noktada bulunulduğunu belirterek, “Etik buluyor musunuz ?’sorusuna ise, “Siz gereken her şeyi söylüyorsunuz biz ne diye biliriz ki” şeklinde cevapladı.

 
 

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 7:18 pm

güncel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

İspanya’nın gol kralı Fenerbahçe’de

without comments

Fenerbahçe İspanya Milli Takımı’nın golcüsü Guiza ile 4 yıllığına anlaştı.
 

Fenerbahçe, İspanya’nın Mallorca takımında forma giyen golcü futbolcu Daniel Güiza ile 4 yıllığına anlaştı. Fenerbahçe’de Daniel Güiza’nın transferi resmiyet kazandı ve İspanyol golcü kendisini 4 yıllığına sarı lacivertli takıma bağlayan resmi sözleşmeyi imzaladı.

GÜİZA KİMDİR ?
Futbol yaşantısına Xerez CD takımında başlayan Daniel Güiza, Real Mallorca tarafından kapılmış ancak yeni ekibindeki ilk 3 sezonunda yöneticileri etkilemeyi başaramamıştı.

2. ligde 3 sezon daha geçiren Daniel Güiza, Getafe’de ilk tercih santrafor olarak adeta yeniden doğdu ve Madrid temsilcisinin arka arkaya iki sezonu 9.sırada tamamlamasında, yakaladığı maç başına gol istatistiği ile önemli katkıda bulundu.

Temmuz 2007’de Güiza Mallorca’ya geri döndü ve ligi penaltı atmadan 27 golle gol kralı olarak tamamladı. İspanyol futbolcunun bu başarısı Barcelona, Real Madrid, ve Arsenal gibi Avrupa’nın önde gelen takımlarının ilgisini çekti.

kaynak:habervaktim.com

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 7:16 pm

futboldan haber kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

Genel Kurul’da ‘afiş’ gerginliği

without comments

DTP Muş Milletvekili ve Meclis İdare Amiri Sırrı Sakık, Meclis kürsüsünde ilginç bir eylem gerçekleştirdi.

Sırrı Sakık, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı gündem dışı konuşmada, 2001 yılında kaybolan HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Danış ve yönetici Ebubekir Deniz’in, Jandarma tarafından karakola çağrıldıktan sonra kendilerinden haber alınamadığını söyledi. Sakık, dönemin cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı ve Başbakanına yapılan başvurulara rağmen Danış ve Deniz’in izinin bulunamadığına işaret ederek, “Belki bugün yaşıyor olsalardı parlamento grubumuzda olacaklardı, ancak faillerinin araştırılması kimsenin aklına gelmedi” dedi.

Ergenekon soruşturması kapsamında aranan Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün de o dönemde bölgede görev yaptığını hatırlatan Sakık, Meclis kürsüsünden, Danış ve Deniz’in fotoğraflarını gösterdi. Sakık, daha sonra da elindeki afişi Meclis kürsüsünün önüne astı. AK Partili milletvekilleri afişin Meclis kürsüsüne asılmasına tepki gösterirken, Sakık, “Niye rahatsız oluyorsunuz. Bu insanlar bu ülkenin vatandaşı değil mi ? Nasıl demokratsınız, hani çetelerden hesap soruyordunuz ? Siz bu kadar demokratsınız” diye konuştu. AK Partili milletvekilleri ile Sakık arasında sözlü tartışma yaşanırken, bir kavas tarafından afiş kaldırılmaya çalışıldı. Sakık, kavasa müdahale ederek afişi kendisi kaldırdı. 

Sakık, kürsünün halkın kürsüsü olduğunu belirterek, “Çetecilerin kürsüsü değil. Ergenekon çetesi bunları katletti. Kürt coğrafyasında insanlar kayboluyor. Bunlar bu coğrafyanın insanları değil mi. Sizin ilçe başkanınız olsa ne yapardınız, sizin vatandaşınız olsa ne yapardınız” dedi. 

Sakık’ın “Kürt coğrafyası” ve “sizin vatandaşınız olsa ne yapardınız?” sözleri AK Partili milletvekillerinin tepkisine yol açtı. “Sizin vatandaşlarınız” sözünü yanlış ifade ettiğini kaydeden Sakık, özür diledi. 

Sakık konuşma süresinin tamamlanmasının ardından Meclis Başkanı Güldal Mumcu’dan süre istedi. Mumcu’nun süresini doldurduğunu söylemesine rağmen konuşmasını sürdüren Sakık, ‘kürsüyü işgal ediyorsunuz’ uyarısı üzerine konuşmasını tamamladı.

kaynak:habervaktim.com

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 7:14 pm

güncel kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

‘Bu bir Müslüman’a olmamalıydı’

without comments

İngiliz Kanal 4 Kanalı’nda yayınlanan belgeselde, ülkede artan İslam düşmanlığı incelendi. Belgeselde, en bariz saldırıların kaynağı medya olarak gösterildi.

Haber Merkezi / TIMETURK

“Müslümanlar muhasara altında” risalesini yazan James Jones ve gazeteci Peter Oborne imzalı belgeselde “İslamfobisi İngiliz toplum kültürünün birleşmesi için büyük bir güç. Çok geniş bir çekim alanı var. İştiyaklı kilise müdavimlerinden militan ateistlere kadar her kesimden savunucuları bulunabilir” denildi.

 “Bir Müslüman’a olmamalıydı” başlığını taşıyan program 7 Temmuz Pazartesi günü, Londra’daki 2005 bombalamalarının yıl dönümünde yayınlandı. Film ve risale, bu saldırıların İngiliz Müslümanlara karşı şiddet, hoşgörüsüzlük ve nefreti beslediği uyarısını yaptı. “İslam fobisi, daha önce hiç olmadığı kadar İngiliz Müslümanlarla ilgili derin korku ve kini yaratan 9/11 ve 7//7 saldırılarından sonra arttı”ğı sonucuna vardı.

Belgesel ve risale, son yıllarda Müslümanlara yönelik sözlü ve fiziksel saldırıların artışına dikkat çekti. Risalede şöyle denildi: “Fiziksel ataklar büyüyen Müslüman karşıtlığının bir manifestosu. Birçok Müslüman için İngiltere korkunç bir yer haline geliyor.”

İngiltere’de 2 milyona yakın Müslüman yaşıyor. 56 kişinin öldüğü 7/7 saldırılarından beri, İngiliz Müslümanlar, bu Avrupa ülkesindeki büyüyen İslam korkusundan baskı görüyor.  Financial Times’da yapılan ankete göre, İngiltere Müslümanlar hakkında en çok şüphe duyan ülke.

Utanmaz medya

Belgesel ve risaleye göre, Müslüman’lara rutin olarak iftira eden en bariz sektör medya. “İslam ve Müslümanlar hakkında yanıltıcı ve yönlendirici haberle yapmak ve bunları yayınlamak o kadar kolay ki” diyen Osborne ve Jones, 2000’den bu yana geçen 8 yılda tüm büyük gazetelerdeki 974 haberin, yüzde 60’ının Müslüman terörizmi, dini konular ve kültürel farklarla ilgili olduğunu ortaya koydu.

 Oborne ve James, “Bu haberler Müslümanları bela kaynağı olarak resmetti. Buna karşılık haberlerin sadece yüzde 5’i İngiliz Müslümanların problemleriyle ilgiliydi” dedi.

Yazarlar, The Sun gazetesinin 2006 Aralık’ında yayınladığı bir haberi örnek verdi. İngiliz savaş kahramanlarının evlerinin nasıl yağmalandığına dair “Müslüman nefret çetesi” haberiyle ilgili sorun, olayda herhangi bir Müslüman’ın yer almamasıydı.

Sun, yerel burnu büyüklüğün neden olduğu Vandalizm hikayesini şeytani Müslümanlarla ilgili bir habere dönüştürdü. Gazeteciler, Sun olayının istisna olmadığının altını çizdi.  Belgeseli hazırlarken İngiliz ana medyasının büyük bir kesiminde Müslümanlarla ilgili haber yapmanın şeklinin aynı olduğunu ortaya kondu.

Ünlü romancılar, Guardian ve Independent’ın köşe yazarları arasında bile bu klişe haber şeklini benimseyen birçok isim var. Örneğin,

 “Benim İslam fobim var ve onla gurur duyuyorum”, Guardian köşeyazarı Polly Toynbee.

Sunday Times’dan köşeyazarı Rod Liddle, “İslam fobisi?” başlıklı makalesinde “beni de listeye alın” diye yazdı.

Aşırı-sağcılar

Film ve rapor aynı zamanda Müslümanların aşırı-sağcı politikacıların da hedefinde olduğunu ortaya koydu. Şöyle denildi:  “İngiliz politikasının aşırı sağı, geleneksel hedefleri olan Yahudi ve zencileri bırakıp Müslümanlara odaklandı”.

Oborne ve Jones’a göre, aşırı sağ sadece beyazların üye olabildiği İngiliz Ulusal Partisi (BNP), İslam fobisi kartını toplumda destek bulmak için kullanıyor. Yazarlar şöyle açıkladı: “Genel kamuoyunun saygınlığını kazanmak istiyorlarsa, ırkçı faşist olarak damgalanmadan insanların göçmenler ve İngiltere’nin etnik azınlıklarıyla ilgili korkularını deşecek bir konuya ihtiyaçları var. Buldular da. BNP, Müslüman karşıtlığının zengin damarından besleniyor. BNP üyeleri, terörizm, İslam’ın kötülükleri ve İngiltere’nin İslam devleti haline dönüştüğüyle ilgili korku hikâyeleri anlatıyor.”

Gazeteciler, araştırmalarını Müslümanlarla ilgili toplum kültüründeki değişim ihtiyacına vurgu yaparak bitirdiler: “Hepimiz medyada, siyasette ve caddelerimizde Müslümanlara karşı davranışlarımızdan hepimiz biraz utanç duymalıyız.

 

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 3:17 pm

güncel kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Japon yönetmen gözünden Filistin: NAKBA

without comments

1000 saatten fazla çekim ve binlerce fotoğraf arasından derlenen Nakba belgeseli 1948′den beri haritadan silinen 420 Filistin köyü için tarihe çarpıcı bir not düşüyor.

Haber Merkezi / TIMETURK

 Tarihi yazanlar kazananlar olduğu sürece, kurbanların tarihi silinecek ve unutulacak”. Bu sözler, Japon Yönetmen Ryuichi Hirokowa’ya ait.

1967’de İsrail’e kibutzda (tarım komünü) çalışmak için giden Hirokowa çalıştığı bölgede bir gün daha sonra Filistin köyüne ait olduğu ortaya çıkacak yıkıntılar bulur. Arkadaşları kendisine yanlarında “yıkıldı” yazan Filistin köylerine ait bir İngiliz haritası gösterir. Japon Yönetmenin Nakba adlı filminin hikayesi de tam burada başlar.

Kibutz yerinin aslında “Daliyat el-Rawha” adlı bir Filistin köyüne ait olduğunu öğrenen Hirokowa, köy sakinlerinin akıbetinin ne olduğunu araştırmaya başlar. Japon yönetmenin haritadan silinen köylerle (Kafr Bir’im, Tantura, Dayr Yasin…) ilgili yaptığı araştırma Filistinlilerin yaşadığı soykırımı ve yıkım tarihinde bir yol haline gelir.

Yönetmen, 1982’de Şetila kampındaki katliamla ilgili çektiği 8 mm’lik görüntüler, onun video gazeteci olarak anılmasına neden olur.

Şetilla’da 8 yaşındaki Mervat’la yaptığı kayıt sırasında, ablası Kifah’ın tutuklandığını öğrenen Japon yönetmen, Güney Lübnan’da Khiam’da hapishanesindeki kızın salıverilmesi için çalıştı. Gördüğü işkencenin travmasını atlatmasından hayatını yeniden kurmasına kadar olan süreci Japon yönetmen izledi.

İsrail’in 60’ncı yılını kutladığı 2008 aynı zamanda Filistinliler için 60 yıllık çektikleri zulmü ve uygulanan vahşetin de yıldönümü. Arapça “Büyük Felaket” anlamına gelen Nakba’da Japon yönetmen Hirokowa, 1948’den beri haritadan silinen 420 köye ait 1000 saatlik çekim ve binlerce fotoğrafı derledi.

sub2.jpg

Nakba’nın hikayesini Hirokowa’nın  şu çarpıcı sözlerle anlatıyor:

Sadece Filistin’de değil tarihlerin her yerde silindiği ve görmezden gelindiği bugünlerde kayıt yapmanın çok daha fazla önemli hale geldiğini hissediyorum.

İster film ister fotoğraf şeklinde olsun tarihin kaydı olarak belgesel büyük bir önem arz eder.

Tarihi yazanlar kazananlar olduğu sürece, kurbanların tarihleri unutulacak ve silinecektir.

Afganistan ya da Irak’taki bombalamalar neticesinde ölenlerin kesin sayısını bilmenin bir yolu yok zira toprakları korkunç güçleriyle tahrip edenler işgalcilerin ta kendileri.

Eğer Naziler savaşı kazanmış olsalardı, Yahudi Soykırımı insanlık tarihinde tamamen silinmiş olacaktı.

Filistin köylerinin yıkımı da aynı şekilde herkesten saklandı.

Filistinlilerin tarihinin yok sayılması ve silinmesi, İsrail tarihinin kazananların bakış açısıyla yazılması nedeniyledir.

Filistin köylerinin adları sonsuza kadar silinmiş olabilir, sadece haritalardan değil tarih öğretilerinden de.

Tehditleri ve belaları deneyimlemiş şahitlerle gerçekte ne olduğunun kaydını bırakmak, tarihsel tahrifat, bilinçli silme ve hatta soykırımlar için çok önemlidir.

Öte yandan, Filistin halkıyla beraber yaşamanın olası yollarını bulmaya çalışan vicdanlı Yahudi insanların çabaları da yok değildir. Bu çabalar da önemli kayıtlar olarak tutulmalıdır.

Bu tarihin gerçek kaydı, gelecekte ulaşılabilecek “birlikte var oluş”un temeli olabilir. Eserimin amacı budur.

1945 yılında Çin’de doğan Ryuichi Hirokowa, 2 sene sonra Japonya’ya döndü. 1967 yılında Waseda Üniversitesi’nden mezun olan Hirokowa, İsrail’e gitti ve kibutzda çalışmaya başladı. 1970’de Japonya’ya dönünceye kadar bölgede foto muhabir olarak çalıştı. Orta Doğu ve Çernobil kazasıyla ilgili birçok çalışması bulunuyor.

 

NAKBA’dan kareler:

main72.jpg

sub2.jpg

sub1.jpg

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 3:11 pm

dünya gündemi kategorisinde yayınlandı

Tagged with

Müjde! Başörtüsü sorunu çözüldü

without comments

Türkiye’de başörtüsü sorunu hiç beklemediğimiz noktada aniden çözülmüş durumda. Müjdeler olsun! Serdar Turgut’tan itiraf gibi bir analiz…

İşte yazarın yazısının ilgili bölümü:

Türban sorunu aslında çözüldü

Türkiye’de türban meselesi hiç beklemediğimiz noktada aniden çözülmüş durumda. Müjdeler olsun yıllardır süren, gereksiz enerji tüketen kavga da sonunda bitecek galiba.

Türban, sadece konulan anlamsız yasaklarla sorun haline gelmiyordu. Asıl sorun kafalardaydı, türban ideolojik bir sorundu. Yasakları kolay kaldırırsınız ama kafaları değiştirmek çok daha zordur. Toplumun bir kesimi türbanlı kadınlara ezilmiş, hakları elinden alınmış, kocalarının hakimiyetinde olan insanlar gibi bakıyorlardı. Türbanlılar ise açık olan kadınlara ahlaki açıdan sorunlu ve ahlak çürümesi yaşamakta olan insanlar gibi yaklaşmaktaydılar. Bu sıradan insanların yani art niyet taşımayan insanların bilinçaltlarında olan bir düşünce biçimiydi. Gayet tabii ki türbanı siyasi bir üniforma olarak görenler de var. Buna karşılık türbana saldırmayı hayat tarzı haline getirmişler de tabii ki var ama bizi bunlar alakadar etmiyor. Sesleri bazen yüksek çıkan bu iki kesim halkın yaşamını belirleyici değil. Halk bilinçaltındaki görüşlerle yaşayıp gidiyor ve soruna makul, kimseyi rencide etmeyecek bir çözüm yolu istiyor.

Bunu dün mezara kaldırdığımız Hasan Doğan başardı. Onun yaşamındaki en büyük başarısı Türk Milli Takımı’nın galibiyetleri filan değildi, onun ve ailesinin Türkiye’deki türban sorununun çözümü yolunda büyük bir yol açmasıydı.

Hepimizi etkileyen görüntüleri hatırlayın Milli Takımımızın her başarısında mutluluktan havalara uçan türbanlı eşinin kocasına her sarılışı ve onun da yanındaki devlet büyüklerine sırtını dönüp o kucaklamaya cevap verişi. O görüntü türbanlı kadınlara yönelik bilinçaltlarda var olan önyargıları birden yıkıverdi. Türbanlıların başı açıklara yönelik bilinçaltındaki önyargılarını yine Doğan Ailesi yıkıverdi. Çünkü gördük ki birbirlerine aşkla, coşkuyla sarılan o çiftin kızlarının da başı açıktı.

İşte buyurun bakalım. Yıllardır içimizi kemiren sorun çözülüverdi işte.

Ekranlarda Hasan Doğan’ın karısına sarılmak için yanındaki devlet büyüklerine arkasını döndüğü görüntüler, sanki sorunun çözümü sizde değil burada hayatın içinde der gibiydi.

Hasan Doğan işte bu yüzden bir kahraman benim için. Kafamdaki yazıyı bu kadar geç yazmasaydım keşke o da okuyabilseydi bunları.

SERDAR TURGUT/AKŞAM

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 2:28 pm

güncel kategorisinde yayınlandı

Tagged with

Bilgisayarınız yavaşsa mutlaka okuyun !

without comments

İşte sizi delirtecek kadar yavaş çalışan bilgisayarınıza doping etkisi yapacak püf noktaları…

Yeni bir bilgisayar satın aldığınızda ya da mevcut bilgisayarınıza işletim sistemini kurduğunuz günlerde bilgisayarınızın ne kadar hızlı çalıştığını anımsıyorsunuzdur. Windows, çok kısa bir sürede açılırken, herhangi bir uygulamayı çalıştırmak istediğinizde çok da fazla beklemek zorunda kalmazsınız.

Ancak zaman geçtikçe, Windows yavaş yavaş hantallaşmaya ve ardından dakikalarca Windows’un açılmasını ya da bir uygulamayı çalıştırmak için beklemek zorunda kalırsınız.

Bilgisayarların zamanla bu şekilde yavaşlaması aslında olağan bir olaydır. Hemen her bilgisayar, bir süre sonra hantallaşmaya ister istemez başlayacaktır. Peki bilgisayarınızı eski haline getirmek için ne yapmalısınız?
İŞTE YAPMANIZ GEREKENLER

Bilgisayarınızdaki programların hepsi gerçekten gerekli mi? Bunu anlamak için bilgisayarınızdaki programlara tek tek göz atabilir ya da Başlat/Denetim Masası’ndan Program Ekle/Kaldır’a girerek gereksiz programları kaldırabilirsiniz.
Bilgisayarınızı hızlandırmanın bir diğer yolu ise Disk Temizleme aracıdır. Başlat/Tüm Programlar/Donatılar/Sistem Araçları/Disk Temizleme’yi seçin. Burada gereksiz olan dosyaların seçtikten sonra Tamam’a basmanız yeterli.
Adware’ler, reklam yapmakla kalmaz, diskinizde de gereksiz yer kaplarlar. Adware’ler için özel olarak geliştirilen yazılımları kullanarak bu dertten kurtulmak mümkün.
Eğer bilgisayarınızda bir dosyayı açarken çok fazla bekliyorsanız, diskinizi birleştirin. Bunun için Başlat/Tüm Programlar/Donatılar/Sistem Araçları/Disk Birleştirme’yi seçin. Burada sürücüleri seçerek birleştirme işlemini yapabilirsiniz.

Antivirüs yazılımınızı sık sık güncellemelisiniz, yoksa yeni ortaya çıkan virüslere karşı tarayıcınız savunmasız kalabilir.
Başlangıçtaki programların listesine ulaşmak için Başlat/Çalıştır’a girin ve msconfig yazın. Açılan pencereden ‘Başlangıç’ sekmesine gidin.Burada gereksiz olan programların kutucuklarındaki işareti kaldırarak Tamam butonuna basın

Windows güncellemeleri belli aralıklarla yayınlanır ve bu güncellemeler ile Windows’un içerisinde bulunan güvenlik açıkları kapatılır.

Bilgisayarım’a girdikten sonra C’ye sağ tıklayıp Özellikler’e girin. ‘Daha hızlı arama için bu sürücüyü dizine ekle’ yazan kısmın başındaki kutucuğun seçililiğini kaldırın.
Bilgisayarınızda en azından 300MB’lık bir boş alan bulundurmanızda fayda vardır. CHIP

Written by guncelolay

Temmuz 8, 2008 at 2:09 pm

eğlence kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,