amatör çizer

en amatör çizerin en profesyonel sitesi

2009 ÖSS SORU VE CEVAPLARI BURADA

bir yorum

Written by guncelolay

Haziran 14, 2009 at 12:30 pm

SBS’ye 1 milyon 30 bin öğrenci girdi

yorum ekle »

SBS, tüm il merkezleri ile yurt dışında Lefkoşa, Trablusgarp, Riyad, Medine, Cidde, Aşgabat, Bakü ve Bişkek’de gerçekleştirildi. SBS, tüm sınav merkezlerinde Türkiye saatiyle 10.00′da başladı ve 2 saat sürdü. 

Öğrencilere sınavda 100 soru yöneltildi. 

İlköğretim 7. sınıfların sınavı da yarın saat 10.00′da başlayacak ve adaylar 90 soru yanıtlayacak. Yaklaşık 1 milyon 50 bin adayın katılacağı sınav 100 dakika sürecek. 

İlköğretim 6. sınıflar da 13 Haziran 2009 Cumartesi günü SBS’ye katılacak. 

8. sınıfların sınav sonuçları 13 Temmuz 2009′da, 6 ve 7. sınıfların sınav sonuçları 31 Temmuz 2009′da açıklanacak. Sonuçlar, http://www.meb.gov.tr ile http://oges.meb.gov.tr internet adreslerinde ilan edilecek. 

Öğrencilere sınav sonuç belgesi posta yoluyla gönderilmeyecek. Okul müdürlükleri internet adreslerinden sınav sonuç belgesinin çıktısını alacak, onaylayıp mühürleyerek imza karşılığı öğrenciye verecek.
AA

Written by guncelolay

Haziran 6, 2009 at 11:31 am

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

ÖSS SONUÇLARI

yorum ekle »

Arkadaşlar öss soruları ve puanmatik sınavdan hemen sonra, öss sonuçları ise ösym nin belirteceği tarihte sitemizde yayınlanacaktır.

Written by guncelolay

Haziran 3, 2009 at 3:08 pm

FLAŞ: Kaybolan uçak ile ilgili yeni gelişme

yorum ekle »

Brezilya’dan havalandıktan sonra kaybolan Air France yolcu uçağının enkazı bulundu. İlk olarak Brezilya medyası kayıp uçağın parçalarının Atlantik’te bulunduğu yönünde haberler girdi. Beklenen haber ise Brezilya Hava Kuvvetleri’nden geldi. Uçağın enkazı, Brezilya’nın 650 kilometre açığında bulundu.
Hava Kuvvetleri, uçağın enkazını işaret eden bazı parçalara ulaşıldığını bildirdi. Henüz resmi olmayan açıklamalar Fransız basınında da yer aldı. Ancak Fransız makamlarından da bir açıklama gelmedi.

İLGİLİ HABER VE TÜM AYRINTILAR İÇİN TIKLAYIN

Brezilya, Paris’e gitmek üzere havalanan ancak daha sonra kaybolan uçağa ait olduğuna inanılan bazı parçalar bulduklarını açıkladı.

Brezilya Hava Kuvvetleri Sözcüsü Jorge Amaral, sabah saatlerinde uçak koltukları bulduklarını ancak bunların kaybolan uçağa ait olup olmadığını henüz doğrulayamadıklarını kaydetti. Amaral, enkaz parçaları da bulduklarını kaydetti. Enkaz, Brezilya’nın kuzeydoğu kıyılarının 650 kilometre açığında bulundu.

Paris’e gelmek için Brezilya’nın Rio De Janerio kentinden havalanan uçak dün kayıplara karışmıştı. Uçağın son olarak türbülanstan kurtulmasının ardından elektrik hatlarına kısa devre olduğuna dair bilgi verdiği ve sonra radardan kaybolduğu bildirildi.

Brezilyalı yetkililerin açıkladığı yolcu listesinde göre uçakta 12 kişilik Fransız mürettebatın yanında 1 Türk, 61 Fransa, 58 Brezilya, 26 Almanya, 9 Çin, 9 İtalya, 6 İsviçre, 5 Lübnan, 5 İngiltere, 4 Macaristan, 3 İrlanda, 3 Norveç, 3 Slovakya,2 İspanya, 2 Fas, 2 Polonya, 2 ABD, 1 Güney Afrika, 1 Arjantin, 1 Avusturya, 1 Belçika, 1 Gambiya, 1 İzlanda, 1 Filipin, 1 Romanya, 1 Rusya, 1 Kanada, 1 Estonya, 1 Hollanda, 1 İsveç, 1 Danimarka ve 1 Hırvatistan vatandaşı bulunuyordu. (CİHAN)

Written by guncelolay

Haziran 2, 2009 at 1:47 pm

Hz. Muhammedin eğitim ve öğretime verdiği önem nedir?

yorum ekle »

Değerli Kardeşimiz;

Allah’a iman eden bir toplum oluşturmayı amaçlayan Hz. Peygamber ilme, eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir. Onun faaliyetlerinde ve sözlerinde bilgi, öğrenme, öğretme, öğrenci ve öğretmene verilen değer çok fazla yer tutar. Hadis literatüründe eğitim ve öğretime teşvik eden yüzlerce ve buna karşılık bilgisizliği yeren çok sayıda hadis mevcuttur.

Bu hususta kendisine indirilen ilk vahiy de “Oku” emridir. Dolayısıyla okumak ona ve ümmetine Allah Teâlâ’nın ilk emridir. Bunun yanında Kur’an-ı Kerim’de bilime teşvik eden ve âlimi öven âyet-i kerimeler mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ilâhî tebliğ görevinin eğitim-öğretimden ibaret olduğu bildirilir. Bu mealde şöyle buyrulur: “Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah mü’minlere büyük bir lütufda bulunmuştur”.1 Hz. Peygamber de bir hadisinde kendi görevinin mahiyetini şöyle açıklamıştır: “Allah beni bir muallim olarak göndermiş bulunuyor”.2 Dolayısıyla gönderildiği toplumu eğitim ve öğretime tâbi tutmak onun peygamberlik görevleri arasında bulunmaktadır. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in teşviki, Müslümanlar arasında yazıya, ilme rağbeti ve öğrenme arzusunu artırmıştır. Onun döneminde insanlar birşeyler öğrenmek için kendisinin ve diğer öğretmenlerin yanına gelmeye başlamışlardır.

Bu ilkeler çerçevesinde Hz. Peygamber’in eğitim-öğretimle ilgili faaliyetlerine temas etmek yerinde olacaktır. O, daha Mekke döneminde, kendisine vahyedilen ayetlerin yazılmasına ve bu suretle korunmasına önem vermiştir. Ayetlerin çoğaltılarak dağıtılmasını teşvik etmiştir. Mekke döneminin ilk yıllarında Dârü’l-Erkam’ı bir eğitim-öğretim merkezi olarak kullanmıştır. Burada, Kur’an âyetleri okunuyor, yazılıyor, dinî bilgiler öğreniliyor ve bu bilgilerin pratik uygulaması yapılıyordu. İslâm’ı öğrenmek isteyenler de buraya geliyorlardı. Hz. Peygamber, hicretten iki yıl önce Mekke’ye gelip Akabe mevkiinde Müslüman olan Medinelilerin eğitimi ile de ilgilenmiş; onların isteği üzerine Kur’an’ı ve İslâm’ın prensiplerini öğretmek için Medine’ye öğretmen göndermiştir.

Hicretten sonra Medine’de Hz. Peygamber’in ilk ve önemli faaliyetlerinden birisi, bir ibadet mahalli olmasının yanında, aynı zamanda eğitim-öğretim merkezi olan, Mescid-i Nebevî’yi inşâ etmek olmuştur. Mescid’in bitişiğinde “Suffe” denilen mekanda kalan bazı sahâbîler, Kur’an ve yazı öğrenmekle meşgul oluyorlardı. İslâm’ın temel esaslarını öğrenmek üzere Medine’ye çeşitli bölgelerden gelenlerin bir kısmı da burada kalıyordu. Suffe’deki öğrenci sayısının kimi zaman dört yüze ulaştığı oluyordu. Hz. Peygamber burada bizzat ders verdiği gibi, Kur’an ve yazı öğretmek üzere muallimler de tayin ediyordu. Ubâde b. Sâmit adlı sahâbî, burada yazı ve Kur’an öğretenlerden biridir.3 Hatta sadece Müslüman muallimler değil, müşrik muallimler de yazı öğretiyordu. Nitekim Bedir savaşında Müslümanların eline esir düşen müşrik askerlerden okur-yazar olup da kurtuluş fidyesi verecek parası bulunmayanlar, on Müslüman çocuğuna yazı öğretmek suretiyle serbest bırakılmışlardır. Zeyd b. Sâbit bu şekilde Arapça okuma yazma öğrenmiştir. Şüphesiz bu uygulama, o dönemin şartları dikkate alındığında muazzam bir gelişmedir. Ahmed b. Hanbel’in naklettiği bir rivayet, müşrik esirlerin yazı öğretmesiyle ilgili uygulama hakkında bilgi ve ipucu verici mahiyettedir. Buna göre bir gün öğrencilerden birisi ağlayarak babasının yanına gelir. Babası niçin ağladığını sorar. Çocuk, öğretmeninin dövdüğünü söyler. Babası “Kötü adam! Bedir’in intikamını alıyor…”4 der. Biraz sonra temas edeceğimiz üzere, Hz. Peygamber’in eğitiminde şiddete yer yoktur. Fakat müşrik öğretmenin bu davranışından, eski gelenekte dayağın bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak yukarıdaki olaydan Hz. Peygamber’in haberinin olup olmadığına, haberdar olduysa ne gibi bir tavır takındığına dair bilgiye rastlayamadık.

Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’ye ilim öğrenmek için gelenleri, Allah yolunda mücâhede edenlerle bir tutmuştur.5 Kısa süre sonra Mescid-i Nebevî ve Suffe ihtiyacı karşılayamaz duruma gelince Medine’de yeni eğitim mekanları faaliyete geçirilmiştir. Kaynaklar, onun sağlığında Mescid-i Nebevî’nin dışında Medine’de dokuz mescid daha bulunduğunu nakletmektedirler. Bu mescidlerde Hz. Peygamber sohbet yaptığı, namaz kılındığı gibi eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü de muhakkaktır.

Peygamberimiz eğitim-öğretim faaliyetlerini sabit mekanların dışında da sürdürmüştür. Gerektiğinde bu tür faaliyet için yer ve zaman tanımamıştır. Buna örnek olmak üzere onun başından geçen bir olayı burada anlatmak istiyoruz. Bir yolculuk esnasında Hz. Peygamber, deve üzerinde karşıdan gelen bir adamın kendisiyle görüşmek istediğini tahmin eder. Selamlaşmadan sonra nereden gelip nereye gittiğini sorar. Adam Resûlüllah’la görüşmek istediğini söyler. Hz. Peygamber kendisini tanıtır. Bunun üzerine adam ona “İman nedir? Bana öğret” der. Peygamberimiz de “Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın elçisi olduğuna şehadet edersin, namazı kılarsın, zekatı verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’ı haccedersin” der. Adam da bunları kabul ettiğini söyler. Bu arada beklenmedik bir gelişme olur. Adamın devesinin ayağı bir fare tuzağına girer ve yıkılır. Adam da düşerek ölür. Peygamberimiz onun yıkanıp kefenlenmesi ve defniyle ilgilenir.6

Hz. Peygamber ilim öğrenmede kadın-erkek ayırımı gözetmemiş, erkeklerin yanısıra kadınların eğitimiyle de ilgilenmiştir. Onlara özel gün ayırarak konuşma yapmıştır. Onun zamanında kadın öğretmenler de vardı. Nitekim Şifâ (Ümmü Süleyman b. Hayseme), Hz. Peygamber’in hanımlarından Hz. Hafsa’ya yazı öğretmiştir. Hz. Peygamber’in hanımları kızların eğitim ve öğretimi ile ilgilenirlerdi. Onlar, evlerine gelen genç kızlara bildiklerini anlatırlardı. Bu kızlar da öğrendikleri bilgileri başkalarına aktarırlardı. Hz. Aişe ve Ümmü Seleme başta olmak üzere Hz. Peygamber’in hanımlarının ve daha başka kadınların eğitim ve öğretime büyük katkıları olmuştur. Hz. Âişe, öğrenme konusunda utanmayan ensar kadınlarını övmüştür.7 Bu noktadan hareketle, kadınların öğrenmeye büyük ilgi gösterdiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Sahâbîler de kendi kız çocuklarının eğitimiyle ilgilenmişlerdir. Sözgelimi Sa’d b. Ebû Vakkas, kızına yazı öğretmiştir. Hz. Peygamber’in eğitim konusunda hür-köle ayırımı gözetmediği de bilinmektedir. Hadis kaynaklarında onun şu sözü çok geçmektedir: “Kim bir câriyeyi güzel bir şekilde eğitir, terbiye eder, sonra da azat eder ve evlendirirse onun için iki mükâfat vardır”.8

Hz. Peygamber eğitimde kolaylaştırıcı metotlar takip etmeyi, sabrı ve tahammülü teşvik ve tavsiye etmiş; öfkeye ve şiddete yer verilmemesini istemiştir. Nitekim bir sözünde “Öğretin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın, öfkelendiğiniz zaman susun!” demiş ve “Öfkelendiğiniz zaman susun!” sözünü üç defa tekrar etmiştir.9 Bir eğitici olarak onun hakkında sahâbede oluşan imaj son derece olumludur. Muaviye b. Hakem es-Sülemi adlı sahâbî, bu hususta şunları söylemiştir: “Ben Resûlüllah’tan daha güzel eğitim veren bir öğretmen görmedim. Beni ne azarladı, ne dövdü ve ne de hakaret etti”.10

Hz. Peygamber’in faaliyetlerinde yazının önemli yeri vardır. O, Kur’an-ı Kerim ayetlerini yazdırmıştır. Medine vesikasını da yazılı olarak düzenlemiştir. İlk nüfus sayımını yazılı olarak yaptırmıştır. Bütün antlaşmaları yazılı belgelere dayandırmıştır. Devlet gelirlerini, gelirlerin tahminini, takdirini ve tahsilâtını yazıyla tespit ettirmiştir. Sefere çıkarken ordusunu bir meydanda toplayıp isimlerini yazdırır ve ordu mevcudunu kayıtlı hale getirirdi.

Hz. Peygamber, ailelerin gençleri ok atmak, yüzmek, hesap, tıp, neseb ve Kur’an okumak gibi hem maddî ve hem manevî alanlarda eğitmelerini tavsiye ve emir buyurmuştur. Onun döneminde çocuk, genç, yaşlı, her yaştan insanlar eğitim almıştır. Müslümanlığı kabul eden bölgelere öğretmenler tayin etmiştir. Bu itibarla Medineliler arasında yazı yazmayı bilenler çoğaldığı gibi, Hz. Peygamber’in sağlığında ve vefatından sonra Müslümanların fethettikleri yerlerde yazı hızla yayılmaya başlamıştır.

Sahâbe arasında Farsça, Rumca, Kıptîce, Habeşçe, İbrânîce ve Süryânîce bilenler vardı. Hz. Peygamber bir gün Zeyd b. Sâbit’e: “Sen Süryânîce biliyor musun? Bana mektuplar geliyor?” demiştir. Zeyd b. Sâbit’in “Bilmiyorum” demesi üzerine Hz. Peygamber “Onu öğren” demiştir. Bunun üzerine Zeyd İbrânîce ve Süryânîce öğrenmiştir.11

İdareci ve memurların yetişmesi için ayrı okullar mevcut değildi. Ancak halkın eğitildiği mekanlarda Kur’an öğrenimi mecbûrî olduğundan, buralarda eğitim görenler, her çeşit idârî görevlerde istihdam ediliyorladı.

Hz. Peygamber bilginin yaygınlaşmasını teşvik etmiş; insanlardan bildiklerini başkalarına aktarmalarını istemiştir.12 Taşradan Medine’ye gelip burada bir müddet kalan ve İslâm’ı öğrenen heyetlere, bölgelerine dönüp, öğrendiklerini oradaki insanlara öğretmelerini istemiştir.13 Abdülkays heyetine imanı ve ilmi muhafaza etmelerini tembih etmiştir.14 Bu, Hz. Peygamber’in ilim ile iman arasındaki bağıntıya dikkat çekmesi bakımından önem taşımaktadır.

Hz. Peygamber yoğun ve titiz bir çalışma sonunda, câhiliye örf ve adetleri üzerine yaşayan bir toplumun fertlerini eğitmiş ve o fertlerden yepyeni bir İslâm toplumu oluşturmuştur. Bu muazzam dönüşüm, eğitim-öğretim sayesinde mümkün olmuştur. Onun eğittiği topluluğun içinden hâfızlar, kıraat alimleri, hâkimler, valiler, ülkeler fetheden ordu komutanları, devlet adamları ve devlet başkanları yetişmiştir.

Şüphesiz Hz. Peygamber eğitim ve öğretimi, kendi döneminin fizikî şartları, ihtiyaçları ve metotları çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Öğretim mekanları, konular, metotlar, günümüzde bile on-yirmi yıl ve hatta daha kısa süre zarfında değişebilmektedir. Bu durumda Hz. Peygamber’in eğitim-öğretim konusunda her zaman geçerliliğini koruyabilecek evrensel nitelikteki uygulamaları bizim için önemlidir. Bu hususları da şu şekilde sıralayabiliriz:

Okumaya, yazmaya önem vermesi;

Eğitimde şiddete yer vermemesi;

Şayet öğrettiği konular pratiğe yönelik ise söylediğini önce kendisinin uygulaması veya uygulamalı bir şekilde öğretmesi;

Bir konuyu iyice hazmetmeden diğerine geçmemesi (on âyeti iyice hazmettirmeden diğer on ayete geçmediği rivayet edilmektedir);15

Öğrencileri bıktırmaması, usandırmaması;

Öğrettiği kimselerin yaşını, kapasitesini, bilgi ve kültür seviyelerini dikkate alması;

Ortaya soru atarak dikkatleri toplaması ve daha sonra da cevaplaması;

Zekâ geliştirme yoluna gitmesi (bilinen bir hususu bilmece tarzında sorması gibi);

Topluma arz ettiği bir hükmü daha iyi anlaşılabilmesi için gerekli gördüğü durumlarda sebep ve gerekçesiyle birlikte anlatması;

Konuyu örneklerle ve benzetmelerle, gerekirse jest ve mimiklerini de kullanarak ve hatta şekil çizerek sunması;

Sırf tartışmak, çekişmek, inat için ve gereksiz şeyleri sormak dışında, soruya teşvik etmesi ve soruları ikna edici bir şekilde cevaplaması;

Sahabeyi alıştırmak için bazı soruları ve meselelerin çözümünü, hatta bazen kendi huzurunda bile onlara havale etmesi; bu suretle onlara değer verdiğini ortaya koyması, kişiliklerinin ve sorumluluk bilinçlerinin gelişmesine katkıda bulunarak geleceğe hazırlaması;

Sorduğu soruya doğru cevap alınca teşvik ve taltif için, takdirlerini açıkça belirtmesi;

Lüzumu halinde tekrardan kaçınmaması;

Bazen anlatacağı konunun özetini verip daha sonra açıklamaya geçmesi;

Gerekli durumlarda yazdırarak öğretmesi vb.16

1- Âl-i İmrân Sûresi 164.

2- İbn Hanbel, III, 328; İbn Mâce, I, 17 .

3- İbn Hanbel, V, 315.

4- İbn Hanbel, I, 247.

5- İbn Hanbel, II, 418.

6- İbn Hanbel, IV, 359.

7- Buhârî, I, 41.

8- Buhârî, I, 33; İbn Hanbel, IV, 395, 402, 414.

9- İbn Hanbel, I, 239, 283, 365.

10-İbn Hanbel, V, 447-448; Müslim, I, 381; Dârimî, s. 353-354.

11-İbn Hanbel, V, 182; Tirmizî, IV, 67-68.

12-Müslim, III, 2156; Dârimî, 62.

13-Buhârî, I, 30, 167.

14-Buhârî, I, 30.

15-İbn Hanbel, V, 410.

16-Bu hususlarla ilgili ayrıntılı bilgi ve örnekler için bk.: Ebû Gudde, Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları, çev. Enbiya Yıldırım, İstanbul 1998.

(ALINTIDIR)

Written by guncelolay

Mayıs 29, 2009 at 5:02 pm

Onun kaleminden: Üşüyorum

yorum ekle »

ÜŞÜYORUM

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..

Muhsin YAZICIOĞLU

Written by guncelolay

Mart 27, 2009 at 2:59 pm

Peres ve Baykal arasındaki inanılmaz benzerlik

yorum ekle »

Biri Filistin topraklarının işgaliyle kurulmuş olan İsrail Cumhurbaşkanı, diğeri Türkiye’nin Ana Muhalefet Partisi CHP Genel Başkanı. Peki biri cumhurbaşkanı diğeri bir partinin genel başkanı olan Peres ve Baykal’ı bir araya getiren ne? İşte cevabı…

BAŞBAKAN’IN PERES’E ÇIKIŞI İÇİN TIKLAYINIZ-VİDEO…VİDEO

Başbakan Erdoğan’ın kendisine karşı takınılan tavra sert tepki göstererek oturumu terk ettiği Davos’ta, en çok konuşulan konu Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e ve oturumu yöneten moderatör David Ignatius’a yönelik sözleri oldu. Erdoğan’ın sert tepki verdiği Şimon Peres’in sözleri ise çok az konuşuldu. 

PERES NE DEMİŞTİ?
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Davos’taki panelde Erdoğan’ı parmağıyla işaret ederek yüksek bir ses tonuyla, “HAMAS bir terörist örgüttür. Her gün bizlere roket atıyorlar. İstanbul’a her gün 100 roket atılsaydı siz ne yapardınız? Sayın Başbakan Filistin Yönetimi lideri (aynı zamanda El Fetih lideri) Mahmut Abbas, HAMAS’ı sizden daha iyi biliyor. Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek HAMAS’ı sizden daha iyi biliyor. Sorunun kaynağı HAMAS’tır. HAMAS, İsrail’i kabul etmiyor ve onu yok etmek istiyor. HAMAS İslamcı ve cihat kararı alan bir örgüttür” şeklindeki sözleri Erdoğan’ın sert tepki verdiği sözler oldu.

PERES VE BAYKAL’I BİR ARAYA GETİREN ARGÜMANLAR
İsrail Cumhurbaşkanı Peres ve İsrail’deki tüm sağ, sol, aşırı sağ, aşırı sol partilerin sanki anlaşmışçasına çeşitli platformlarda dillendirdiği bu iddialar, partisinin dünkü Meclis Grup Toplantısı’nda konuşan CHP lideri Deniz Baykal tarafından da tekrarlandı. Baykal’ın HAMAS’la ilgili sözleri, Peres ve İsrailli tüm parti liderlerinin kullandığı iddialarla bire bir örtüşmesi dikkat çekti. 

BAYKAL NE DEMİŞTİ?
Grup toplantısındaki konuşmasında Baykal, Peres’in Davos’taki iddialarını jest ve mimik ve sözleriyle şu şekilde tekrarladı: “Filistin Kurtuluş Örgütü, (FKÖ) İsrail’in varlığını kabul ediyor ama HAMAS İsrail’i yok etmek istiyor ve bir şeriat devleti kurmak istiyor. HAMAS, ben cihad yoluyla burada İsrail devletini ortadan kaldırmak için sonuna kadar mücadele ederim. Otobüsteki yaşlıları hastanedeki çocukları öldürmekten çekinmem, diyor. Başbakan acaba bunun hesabını yapmadan mı konuşuyor, yaparak mı konuşuyor. Bölgedeki Arap devletlerinin önemli bir kısmı İsrail-Arap sorunu haline gelmemesi için çıt çıkarmıyorlar. Olayı İsrail-Filistin olayı halinde tutmak istiyorlar. Bölgedeki Arap devletlerinin önemli bir kısmı İsrail-Arap sorunu haline gelmemesi için çıt çıkarmıyorlar. Olayı İsrail-Filistin olayı halinde tutmak istiyorlar ama Başbakan HAMAS’tan yana tavır koyuyor”

CHP lideri Deniz Baykal’ın Peres ve İsrailli diğer politikacılarla bire bir örtüşen bu sözleri, “Başbakan’ı Filistin sorununda taraf olmakla suçlayan Baykal, İsrail tarafını tutuyor’ şeklinde değerlendiriliyor.

Süleyman Kaya-habervaktim.com

Written by guncelolay

Şubat 4, 2009 at 4:10 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

Yeşil sahada Filistin rüzgarı-FOTO

yorum ekle »

resim55799_21Sivasspor ile G.Saray arasında dün yapılan Türkiye Kupası maçı sonrası sahanın ortasına Filistin bayrağı diken Sivassporlu futbolcu İbrahim Dağaşan bu hareketinin nedenini açıkladı. İspanya’nın Sevilla takımının formasını giyen Frederic Kanoute de, Deportivo maçında attığı golün ardından formasının altındaki ”Filistin” yazılı tişörtü göstermesi ile ilgili konuştu. İşte o iki haber:

İLGİLİ FOTOĞRAFLARA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

Sivasspor ile Galatasaray arasında dün yapılan Fortis Türkiye Kupası çeyrek final rövanş maçı sonrası sahanın ortasına Filistin bayrağı diken Sivassporlu futbolcu İbrahim Dağaşan, ”Bu kesinlikle bir barış mesajıdır” dedi.

Ligde Kocaelispor ile hafta sonu yapacağı maçın hazırlıklarına başlayan Sivasspor’da, orta saha oyuncusu İbrahim Dağaşan, idman sonrası, dün Galatasaray ile oynanan kupa maçı ile ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Bir basın mensubunun, ”Maça damgasını vuran sevinç gösterisi senden geldi. Sahanın ortasına Filistin bayrağı diktin, nasıl aklına geldi” şeklindeki sorusu üzerine Dağaşan, ”Bu kesinlikle bir barış mesajıdır. Belki haddime değildir, ama jestim bu yöndeydi” diye konuştu.

Dağaşan, şöyle devam etti: 

”Çünkü bütün hafta boyunca Türkiye’de yapılan yardımlar oldu, televizyon programlarında hepimiz izledik. Biz de onları izledik ve duygulandık. Bu barış adına, oradaki kardeşlerimizi unutmamak adına kesinlikle sadece bir jesti. Başka türlü bir yorum getirmek kesinlikle zaten benim haddime değil. Ben kesinlikle bir jest olsun diye onu yaptım. O anda duygularımı, hislerimi… öyle bir jest yaptım.”

Filistin bayrağını dikmesinin ardından, tribünlerde bazı sloganlar atan taraftarlara ‘’sus” işaretini yaptığının hatırlatılması üzerine Dağaşan, şunları söyledi:

”Dikkat ettiyseniz ben onu yaptım, ardından öyle bir ses çıkmaya başladı ama ben (sus) işareti yaptım ve onlar sustu zaten. Çünkü oradaki amaç İsrail’e karşı bir şey değil, kesinlikle ben bunu tekrar ifade ediyorum. Zaten takımdaki en iyi arkadaşlarımdan bir tanesi de Pini Felix Balili. Bunu burada herkes biliyor.

O yüzden kesinlikle bu birilerine karşı, yani gönderme değil. Zaten diyorum, bu haddime de değil. Ben öyle bir düşünceye bile sahip olan insan değilim. Bu sadece barış adına. Yani hiç savaş olmasın, şu andaki dünyadaki savaş işte. Gündemde olan Filistin’deki kardeşlerimizi, orada zor günler geçirdiler, onların adına bir jest yani, kesinlikle birilerine gönderme değil. Tekrar tekrar söylüyorum, haddime değil. Sadece barış adına bir jest.”

Bu konuyu İsrailli takım arkadaşı Pini Felix Balili ile konuşup konuşmadığı sorulan Dağaşan, ”Evet konuştuk. Az önce idmanda da konuştuk. Bunu ben ona ifade ettim. O da kesinlikle anlayışlı bir arkadaşımız” dedi.

Dağaşan, Balili ile aralarında bir sorun olmadığını da söyledi.

Sivasspor olarak hem ligde hem de Fortis Türkiye Kupası’nda hedeflerinin olduğunu, bu hedefler doğrultusunda mücadelelerinin devam ettiğini anlatan Dağaşan, ”Galatasaray’a karşı çok zor bir mücadele verdik. Maçın başında benim hatamla golü yedik, 110 dakika mücadele ettik. Açıkçısı çok efor sarf ettik, çok yorulduk. Ama neticede Galatasaray’ı kupanın dışına ittik, biz de yarı finale çıktık, çok mutluyuz” diye konuştu.

Ligde ve kupada iyi bir gidişatlarının olduğunu belirten Dağaşan, ”Mutluyuz, iyi gidiyoruz, ama bunun devamı bizim çok önemli. Galatasaray maçını unuttuk, önümüzde çok önemli bir Kocaelispor maçı var. Çünkü Kocaeli’nin ligdeki sıralaması belli ama çok zorlu bir maç olacağını biliyoruz. Bugünden itibaren Kocaeli’ni düşünüp, hafta sonundaki maçı kazanmak istiyoruz” dedi.

SİVASSPOR-GALATASARAY MAÇINDAN FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

-UYGUN’UN BAYRAK YORUMU-

Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun da bayrak dikilmesi konusunda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

İbrahim’e bu hareketi nedeniyle ceza verilmesi konusunun gündemde olduğunun belirtilmesi üzerine Uygun, ”Ceza alacağını zannetmiyorum. Çünkü biliyorsunuz bizde de Balili var, İsrailli futbolcumuz. O da her seferinde barıştan ve o tarzdaki Filistin’deki savaşın bir an önce bitmesini söylemiştir” dedi.

İbrahim’in davranışını, barışı simgeleyen, herhangi bir siyasi yönü olmayan, tamamen bir an önce Filistin’deki savaşın bitmesi yönündeki düşüncenin yansıtıldığı bir hareket olarak yorumlayan Uygun, ”Zaten Türkiye’de biz bu konularda gayet hassas davranıyoruz. Gayet de yerinde, bir destek anlamına gelen, barışı simgeleyen bir hareketti” diye konuştu.

Balili ve İbrahim ile bu konuyu konuşup konuşmadığının sorulması üzerine Uygun, ”Balili zaten her seferinde söylüyor. Oradaki savaşın bir an önce bitmesini, yapılanların doğru olmadığını anında söylüyor. İbrahim de. Hem o anlamda Türkiye zaten o konuda yediden yetmişe hem fikir” dedi.

Barış mesajları veren Uygun, ”Dünyada hep barışın olmasını, sevginin, kardeşliğin hakim olmasını istiyoruz, öyle de arzu ediyoruz. Duruşumuzla, yaptıklarımızla da o yönde hareket ediyoruz” açıklamasını yaptı.

Türkiye’nin ve Türk milletinin bölgede dostluğun ve barışın sağlanmasında etkin rol oynadığını anlatan Uygun, ”Dolayısıyla her Türk gibi hassasız bu konuda. Gereken bütün desteği yapıyoruz” diye konuştu.

Kanoute: İnsanlık borcumdu!

İspanya’nın Sevilla takımının formasını giyen Frederic Kanoute de, Deportivo maçında attığı golün ardından formasının altındaki ”Filistin” yazılı tişörtü göstermesi ile ilgili konuştu.

İspanya Kral Kupası’nda geçen haftalarda Deportivo’ya karşı oynanan maçta attığı golün ardından formasının altındaki ”Filistin” yazılı tişörtü gösterdiği için İspanyol Futbol Federasyonu tarafından 3 bin Avro para cezası verilen Kanoute, El Pais gazetesinde yayımlanan röportajında, ”Her gösteri yapana ‘neden yaptın’ diye soramayız. Bütün dikkatler üzerime geldi ama aradığım da buydu. Bu kadar büyük bir zulme karşı sessiz kalınamaz. Sadece benim insani görevimdi ve bunu yapmanın en iyi yolu sahadaydı. Pişman değilim. Eğer bir kez daha yapmak zorunda kalırsam, yaparım” açıklamasında bulundu.

Filistin’e desteğinin Müslüman olmasından kaynaklanmadığını, başka bir dinden de olsa aynı tepkiyi göstereceğini kaydeden Mali asıllı Fransız futbolcu Kanoute, şunları kaydetti: ”Mali’de ailemin bir tarafı Müslüman, diğer tarafı Hristiyan. 19-20 yaşıma kadar din beni ilgilendirmiyordu. Daha sonra İslamı öğrenmeye başladım ve daha doğal bir yol olduğuna ikna oldum. Müslüman dindar olmam benim adil olmamı ve vicdanımla hareket etmemi sağlıyor.”  

ABD’nin yeni başkanının Barack Obama olmasıyla ilgili görüşünün sorulması üzerine ise Kanoute, şu değerlendirmeyi yaptı:

”Çok olumlu. ABD’ye özenmiyorum ama insanlara fırsat verdiğine inanıyorum. Bir Afrika orijinlinin başkan olması inanılamayacak bir şey. Avrupa’da bundan çok uzaktayız. Bazen ABD’yi eleştiriyoruz ama fırsat verilmesi konusunda bizden ilerdeler. Obama ile olanların Fransa veya İspanya’da olmasını 1 asra kadar göremiyorum.”

(AA)

Written by guncelolay

Şubat 4, 2009 at 4:08 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

bir gecede youtube olmak

yorum ekle »

you1Şu anda herkesin bildiği gibi dünyanın en çok ziyaret edilen video sitesi youtube. Peki youtube nasıl bu duruma geldi, yoksa herkesin bildiği garaj hikayesi doğru mu? Ve o hikayenin sonunda da bu kadar geliştiler mi? Belki bu söylenenlerin bir kısmı doğru ama youtube gibi bir şey yapmak aslında hiç de kolay değil. Tamam yapılmamışı yapmak, her zaman ilk olmak, gelişme için çok etkili bir şey ama onun da sınırları vardır. Sizlere youtube hakkında bazı gerçekleri yazıp aslında bir gecede youtube olmanın o kadar kolay olmadığını, çok büyük emekler ve paranın gerektiğini ve kesinlikle kaliteli yatırımcılara ihtiyaç duyulduğunu anlatmak istiyorum.

Önce klasik hikayeyi özetleyecek olursam
Basit bir kamera ile arkadaşlarının çektikleri videolarını birbirine göndermek isteyen 3 üniversiteli öğrenci bunu internet üzerinde yapmaya karar verir ve youtube fikri oluşmaya başlar. Bu kararı da bir garajda alırlar ve siteyi garajda yapmaya başlarlar. Kendi videoları yayılır ve çok kısa sürede çok büyük bir video sitesi ortaya çıkar. Hikayemiz kısaca bu şekilde gelişir. Malesef sizi hayal kırıkığına uğratacak şey ise aslında bu işin tam olarak bu şekilde olmadığıdır. Sadece garaj kısmı ise bir bakıma doğrudur. 

Youtube kurucuları kimlerdi, ne iş yapıyorlardı, gerçekten üniversite öğrencilerimiydi ?
Youtube nin o meşhur kurucuları büyük üniversitelerde bilgisayar ana dalında yüksek öğrenim yapan 3 gençti yani klasik üniversite öğrencileri değillerdi. Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim, bu isimler internet üzerinde iş yapan kişilere çok da yabancı değil. Neden mi? Çünkü bu youtube’nin kurucuları daha öncede şu anda dünya da en çok kullanılan online ödeme sistemi olan Paypal‘ın kurucularındandılar. Paypalı kurup geliştirdikten sonra en büyük online alış-veriş sitesi olan Ebay‘a satarak büyük bir para kazanan bu dahi arkadaşlar daha sonra da youtube fikrini geliştirmeye karar veriyorlar.

Peki her yerde dönüp dolaşan garaj hikayesi ne oluyor ve biz bunu nerden biliyoruz ?
Garaj hikayesinin yalan olan kısmı youtube fikrinin birden bire ortaya çıkması ve yayılması, gerçekolan kısmmı ise garajda çalışılması. Youtube’nin kurucuları geçici olarak garajı ofis olarak kullanıyorlar ve bu da hikayeye gerçeklik payı katıyor.

Aslında bu konu da kesin doğrudur desem yalan olur. Çünkü araştırmalarım sonucu youtube isminin 15 şubat 2005 de alındığını gördüm. Resmi açılışı ise bundan neredeyse 9 ay sonra. Bir amatör proje için uzun bir süre. Neyse işte youtube kurucuları paypal gibi bir sistemi kurduklarına göre youtube gibi bir projenin de ellerinde patlaması çok da olası değildi zaten, bunun üzerine bir de “melek yatırımcı” diye adlandırılabilecek geleceğe yatırım yapmayı göze alan yatırımcılarında desteğini aldıkları zaman büyümeleri fazla zaman almadı. İlk yatırımcı da 3.5 milyon$ yatırım yaparak projeye ne kadar güvendiğini gösteriyor zaten. Youtube açılmasından 5 ay sonra bile sadece bandwidth için 6 milyon $ lık bir bütçeye ihtiyaç duyuyordu. Bu miktar ise şu anda günlük 170.000$. Hiç de az değil, bu da ilk kurulduğunda da hiç de az maiyetle kurulmadığını gösteriyor. Tabi bu harcamalara rağmen şu anda günlük 175.000$ gelir de elde ediyorlar. Bu arada youtubenin google ye 1.65 milyar dolarlık satışına 7 den 77 ye herkes bildiği için hiç girmiyorum bile…

Peki neden böyle basit bir hikaye ortaya çıkarıldı ?
Şimdi bir gecede youtube olmanın aslında hiç de kolay olmadığını gördük. Yani önce yapılmamış bir proje bulmak, geliştirmek sonrasında büyük yatırımcılar ile anlaşmak, destek almak hiç de kolay iş değil hele ülkemiz koşullarında bu daha da zor bir durumda. Youtube’nin klasik hikayesine gelince, bu bence kesinlikle bir reklam projesiydi. Çünkü en iyi reklam ağızdan ağıza yapılan reklamdır. Paypal gibi bir sistemin kurucuları da mutlaka pazarlama konusunda çok bilgilidirler. Ortaya atılan garaj hikayesi de youtubenin en az para harcayarak yaptığı reklamdır herhalde.

Peki ben bunu neden yazdım !
Aslında proje geliştirmenin hiç kolay olmadığını, bir şeyler yapabilmek için yapılmayanı bulmanın sadece bir başlangıç olduğunu göstermek tek amacımdı. Kesinlikle birilerinin hevesini kırmak değil, gerçekleri göstermekti. Bazı gerçekleri bilmek, yapabileceklerimizi yapmaya çalışma konusunda da bizlere çok iyi fikirler verebiliyor en azından olaylara daha gerçekçi yaklaşmamıza neden oluyor.  

Yazıyı bitirirken sizlere video siteleri ile ilgili bir istatistiği de sunmak istiyorum. Aşağıdaki tabloda Almanya, Fransa ve ABD baz alınarak Türkiyede ki aylık çevrimiçi video istatistikleri ortalaması yer alıyor. İşinize yarayacağına eminim. Ayrıntılarıyla resime bakmak için tıklayın.


Yazıyı yazmamda desteğini esirgemeyen Erhan Erdoğan ve Volkan Özçelik‘e teşekkürlerimi sunuyorum. Yeni bilgi ve gelişmeler olursa yazıya ekleme yapacağım, sizlerde bildiklerinizi yazarak yazıya katkıda bulunabilirsiniz…

kaynak: www.yazdik.com

Written by guncelolay

Şubat 3, 2009 at 8:18 pm

bilim kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

Şaron, 1097 gündür ölemedi!

yorum ekle »

Mescid-i Aksa’nın işgalinden sonra yaptığı ziyarette “Filistinlileri ezmekten mutluluk duyuyorum” diyen İsrail eski Başbakanlarından Ariel Şaron, yıllardır komada yaşam mücadelesi veriyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta dile getirdiği “Tank üzerinde Filistin’e girmekten mutluluk duyuyorum..” diyen İsrail eski Başbakanlarından Ariel Şaron, yıllardır komada yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron’un, beyin kanaması geçirdikten sonra kaldırıldığı hastanede komaya girmesinin üzerinden 3 yıl geçti. Beyin kanaması geçirdikten altı hafta sonra 4 Ocak 2006′da hastaneye kaldırılan 79 yaşındaki Ariel Şaron’un koma hali hala sürüyor. Ölmeyen Şaron, 3 yıldır can çekişiyor.

TEL AVİV’DE REHABİLİTASYON MERKEZİNDE
Tel Aviv’de bir rehabilitasyon merkezinde siyasetten uzakta bulunan Şaron’a iki oğlu bakıyor. Her ne kadar beslenme tüpüne bağlı olsa da, doktorları, Şaron’un diğer vücut fonksiyonlarının normal çalıştığını belirtiyor. Doktorlar, beyninin çok yavaş çalışmasına rağmen Şaron’un yakınlarının seslerine tepki gösterdiğini kaydediyorlar. Şaron’un bulunduğu Şeba Tıp Merkezi’nden yapılan son açıklamada “Şaron’un tıp merkezine geldiğinden beri komada olduğu; ancak bazı uyarılara tepki verdiğinin gözlendiği” belirtildi. Açıklamada Şaron’a yeterli tıbbi müdahalenin yapıldığı ve bir ameliyata gerek olmadığı belirtildi.

FİLİSTİNLİLERİ EZMEKTEN MUTLULUK DUYAN BAŞBAKAN
Ariel Şaron, Mescid-i Aksa’nın işgalinden sonra yaptığı ziyarette “Filistinlileri ezmekten mutluluk duyuyorum” demişti. 1982′de İsrail Savunma Bakanı olarak Lübnan’da Sabra ve Şatila kamplarında Filistinli mültecilerin katledilmesinin emrini veren Ariel Şaron, adını tarihe, Filistinlilere yaptığı katliamlarla yazdırdı. Şaron’un, 28 Eylül 2000′de Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmesinden sonra çıkan olaylarda 1000′e yakın Filistinli hayatını kaybetmişti. Şaron, ‘Yahudi halkının en kutsal mekanlarından birinde neler olduğunu görmeye geldim..’ demişti. Ariel Şaron başkanlığında kurulan Ulusal Birlik Koalisyonu’nun ortaklarından aşırı dinci Şas Partisi’nden haham Ovadia Yosef, “Araplara acımamak ve üstlerine füze yağdırmak, bu kötü adamları, bu uğursuzları yok etmek gerekir’ demişti.

Başbakan Erdoğan’ın da Davos’ta dikkat çektiği kişilerden bir tanesinin Şaron olduğu belirtildi. Bilindiği gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz Perşembe günü Davos’ta gerçekleştirilen Gazze forumunda İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in bağırarak yaptığı açıklamalara cevap verirken, kendisine Filistin’e tank üzerinde girmekten zevk alıyorum diyen Başbakanları olduğunu hatırlatmıştı.

NAZİF KARAMAN-VAKİT

Written by guncelolay

Şubat 3, 2009 at 3:46 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,